14.02.2022, 10:32

Post-modern Boşnak kimliğinin kodları

Son dönemde ofansif retorikler üzerinden kurgulanan ve dalgalı bir seyir izleyen Balkan siyaseti için 2022 yılı oldukça hareketli geçecek. 2022, bu anlamda Balkanlar’da “seçim yılı” olarak adlandırılıyor.

24 Nisan'da Slovenya’da Parlamento Seçimi, 9 Mart'ta Arnavutluk'ta Ara Yerel Seçimler ve Haziran'da Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, 3 Nisan'da Sırbistan’da Cumhurbaşkanlığı, Parlamento ve Belgrad Belediye Başkanlığı Seçimi, 2 Ekim'de ise Bosna Hersek’te Parlamento ve Başkanlık Konseyi Üyeleri Seçimi gerçekleştirilecek. Henüz tam olarak kesinleşmese de Karadağ'da mevcut hükümetin düşürülmesi sonucu -Dritan Abazoviç'in bir hükümet kurma girişimi eğer başarısızlıkla sonuçlanırsa - erken seçim bekleniyor.

Balkan coğrafyasında seçim demek, doğal olarak populist ve şovenist ırkçı söylemlerin yükselişe geçeceği anlamına gelir her zaman. Temelde klerikalizm temelinde şekillenen Balkan ülkelerinin irredentist iç ve özellike dış politikalarının seçim dönemlerinde daha etkin şekilde araçsallaştırılması, devlet kurumlarının ve toplumun da ortak olarak epistemolojik ve ontolojik düzeyde meşruiyet tabanında buluşması Balkanlar’da hareketli günlerin hiç de uzak olmadığını gösteriyor. Bu anlamda kültürel hinterland etkisinden öteye gidememek nedeni ile konjonktürel olarak dalgalı seyir izleyen Balkan siyasetimiz, iç dinamikleri kaçırmamıza yol açıyor.

Hâlihazırda Türkiye'nin Balkanlar’daki en önemli ve güçlü müttefiki olarak gözüken Sırbistan'da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri gereği, Sırbistan'ın ortaya koyacağı gelecek dönem hedef ve stratejileri bu yaklaşımı daha iyi açıklıyor. Özellikle Bosna Hersek Parlamenterler Meclisi Halk Meclisi Delegesi Denis Beçiroviç'in Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi Christian Schmidt'e ve Birleşik Krallık, Fransa, Almanya gibi ülkelerin büyükelçilerine yazdığı mektup dikkat çekici. Beçiroviç, yazdığı mektupta Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç’in Bosna Hersek’in egemenliğine saygı göstermediğini, tarım ve orman arazileri konusundaki anlaşmazlıkta ısrarcı olduğunu vurgulayarak, bu arazileri Sırbistan devletinin mülkü olarak gördüğünü ifade etti.

Tüm bu etmenler detaylıca düşünüldüğünda Bosna Hersek'te yaklaşan seçimlerin etkisiyle bu ve benzeri ofansif ve irredentist açıklamaların devam edeceğini ve artacağını anlamak çok da zor değil. Dolayısıyla Bosna Hersek'te yer alan Boşnak siyasetçilerin post modern saiklerle kurgulanan mikro-milliyetçiliğin Boşnak kimliğinde meydana getirdiği fraksiyonları doğru analiz edip holistik bir politika gütmesi gerekiyor. Son yerel seçimlerde SDA'nın Saraybosna Büyükşehir Belediyesi'ni geniş çaplı bir koalisyona kaybetmesi, temelde çoğulcu siyaset paradigmasının başarısı bir yana, heterojen ve güçlü bir Boşnak kimliğinin inşa edilememesinin bir sonucu olarak yorumlanabilir. Evet, dikkat edildiğinde Boşnak siyasetçilerin tam olarak en büyük hatası, ‘homojen bir Boşnak' kimliğini inşâ etme eğilimini giderek güçlendirmeleri.

Kısa vadeli seçim odaklı düşünmek yerine, gelecek dönem perspektifinden yorumlandığında, Bosna toplumunda ‘Bosna İdealinin' savunucusu olan Boşnak sınıfının, post modern mikro-milliyetçi anlayış ve politikaların etkisi altına girdiğini görmek mümkün ve hâlihazırda - Müslüman toplum olarak - Arnavutlar kadar güçlü bir konumda bulunmayan Boşnakların kan kaybetmeye devam etmesi en önemli tehlikeler arasında yer alıyor. Dolayısıyla hangi temel dinamiklerin sürdürülebilirliği sağlanmalı ve Boşnak toplumu, epistemolojik ve ontolojik meşruiyetini hangi sâikler üzerinden kurgulamalı hususu, daha fazla gündemde tutulmalı.

Her ne kadar SSCB'nin yıkılması sonucu ulus kimlik anlayışının içerdiği öteki anlayışının artık geçerliliğini yitirdiğini ortaya koyan bir ‘meta eleştiriden' söz edilse de mikro-milliyetçiliğin araçsal yaklaşımla kendini yeniden kurgulaması, Balkan coğrafyası ve özelinde Bosna Hersek'te son dönemde toplumsal düzeyde ve devlet kurumlarında derin şekilde hissediliyor. 1990'lar itibâri ile Balkanlar özelindeki ‘şahinlik politikasını' Atlantik kanadına devreden İngiltere'nin ötekileştirici ulus kimlik anlayışını modern Balkan tarih yazımı ile entegre hâle getirmesi, mikro-milliyetçi saiklerin güç kazanmasını sağlıyor.

Balkanlar’da İngiltere'nin, rövanşist ve klerikalist saiklerle kurguladığı mikro-milliyetçi Balkan tarih yazımı ile etkisi altına alamadığı en önemli toplumun Boşnakları olduğunu söylemek mümkün. Osmanlı-Boşnak toplumu ilişkisi göz önüne alındığında, Osmanlı devlet yönetiminin toplumsal düzlemde soylu bir sınıfın oluşmasına izin verdiği tek toplumun Boşnaklar olduğu, günümüz tarihçileri tarafından konuşulmaya da devam ediyor. Bu konuda Fatma Sel Turhan’ın doktora tezini kitaplaştırdığı “Eski Düzen Adına” isimli eseri çok önemli bir çalışma. Serhad toprağı olan Bosna Hersek'te toprak yönetimi ve mülkiyeti, askeri anlamda kapudanlık sisteminin etkinleştirilmesi, Boşnakların sosyolojik olarak hem önemli burjuvazi sınıfı oluşturmasına hem de şehirli bir sınıfın oluşmasına yol açtı. Dolayısıyla modern Balkan tarih yazımının etkileyemediği en önemli Balkan Müslüman sınıfı olan Boşnaklar, şehirli kimliklerini koruyarak mikro-milliyetçiliğin hem yıkıcı hem de araçsalcı etkisinden uzak kaldı. Heterojenliğin, çok kültürlülüğün kodlarında yer aldığı şehirlilik anlayışı, Boşnak Bey sınıfının da Türk kimliğini daha kolay benimsemesine yol açtı. Bu yüzden günümüzde dahî Boşnak kimliğinin Türk kimliğinden ayrı olamaması önemli bir avantaj.

Mevcut birliktelik, şovenist ve populist, Türk-Boşnak sentezini uluslararası sistemde neo-liberal yayılmacı olarak değerlendiren toplumsal sınıfların kabul etmeyişi, olumsuz reaksiyonlara yol açıyor. Sözü edilen Türk kimliği anlayışının primordiyalizmin kıskacında tanımlanması ve bu tanımın yayılmacı politikaların meşruiyetini sağladığı perspektifi, Boşnakların günümüzde mikro-milliyetçilik tehlikesine hızla sürüklemeye devam ediyor. Reaksiyoner Türk-Boşnak sentezi karşıtlığı, bir meydan okumaya dönüşerek, ontolojik güvenliği ‘sosyolojik bir motivasyonla' yürütmeyi amaçlıyor. Bu durumun Boşnaklar nezdinde belirli handikapları var. Öncelikle 21. yüzyıl reel uluslararası diplomasi ve ittifak ağını incelediğimizde aşınan ulus-devlet anlayışına karşılık neo-liberalizmin ve küreselleşmenin ortaya koyduğu yerelden küresele anlayışını kullanan mikro-milliyetçi anlayış, bir öteki kavramının varlığını sürdürülebilir kılan bir ulus devlet savunusu yapıyor. Bu savunmanın günümüz küresel siyasetinde güç kazanması ise enerji politikaları üzerinden gelişmeye neden oluyor.

Nitekim Sırp lider Milorad Dodik'in kurduğu ittifaklarda bu etki görülebilir. Özellikle modern devletin post-modern dönüşümü sonrası mikro-milliyetçilik üzerinde kurulmak istenen tahakküm, devlet aygtının kurumları üzerindeki güç paylaşımını da yeniden kurguluyor. Ancak, mikro milliyetçi yaklaşım neticesinde hedef ve stratejilerini belirleyen ulusçuklar, bu kez avantajlı konumda gözüküyor diyebiliriz.

Orta Çağ Boşnak kimliğinin oluşması mümkün mü?

Boşnak toplumunda son dönemde yükselişe geçen Boşnak milliyetçiliğinin Türk kimliğinden arındırılmak istenmesi, mikro-milliyetçilik tehlikesine kapılmayan tek Balkan toplumunun geleceğini de tehlikeye atıyor. Son dönemde giyim sektörü ve kitap satışlarında, kültür-sanat etkinliklerinde ve Boşnak entelijansiyasının gündelik beyanlarında mikro-milliyetçilik güçlü şekilde kendini hissettiriyor. Çocuklara Bosnalı kral ve kraliçelerini anlatmak için hazırlanan animatik kitaplar, kitapçılarda ilgi görüyor. TV kanallarında belirli programların Bosna Krallığı üzerine yayınlar yapması, bir Orta Çağ Boşnak kimliğine güç kazandırmaya devam ediyor. İngiliz destekli irredentist modern Balkan tarih yazımı bu açıdan yeni krizlerin merkezine Boşnakları çekebilir. Zirâ, Orta Çağ Boşnak kimliğinin rövanşist kodlar üzerinden yeniden kurgulanması siyasi-coğrafi gerilimlerin meydana çıkmasını tetikleyebilir. Hâlihazırda Sırp ve Hırvatların Bosna Krallığını reddi ve Bosna topraklarına yalnızca kendi coğrafyaları olarak bakış açıları da başka bir önemli tehlike.

Orta Çağ Boşnak kimliğinin Türk kimliğinden arındırılmış ve şehirlilik etkisinin silinmiş şekilde oluşturulmaya çalışılması, seküler Boşnakların öncülüğünde ilerliyor. Özellikle 1992-1995 sonrası Bosna toplumunda yükselişe geçen vehhabi akımların tehlikesine bir tepki olarak güçlendirilmeye çalışılan post modern Boşnak kimliği, seküler Boşnakların esasında savunmacı-reaksiyoner bakış açısından kaynaklı diyebiliriz. Çünkü temelde Yugoslav üst kimliğinin getirdiği anlayış, ortada var ola gelen gerilimi-savaşı sahiplenmeden mevcut gerilimlerde tarafsız bir bakış açısı meydana getiriyor. Yani, toplumda ‘bizim değil başkalarının savaşı' söylemleri Boşnakların gücünü zayıflatıyor. Çünkü en seküler Sırp ve Hırvat bireyler dahi irredentist politikalardan vazgeçmiş diyemeyiz. Dolayısıyla olası bir çatışma durumunda reaksiyon gösterecek Boşnak kesimin vehhabilerden oluşacağı âşikâr. Seküler Boşnak kesimi bu durumu istemsizce kabul etse de karşılık olarak âri bir Boşnak kimliğini güçlendirmenin hedefinde.

Ancak, Orta Çağ Boşnak kimliğinin oluşmasının mümkün olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Çünkü Boşnakları diğer Müslüman Balkan halklarından ayıran en önemli unsur, dini bir kimlik üzerine milli kimliğin inşa edilmesi. Dolayısıyla yeni bir kimlik inşa sürecinde iki kavramının yeniden kurgulanması oldukça zor gözüküyor. Kültürel ögelerin, sosyolojik saiklerin vb. birçok unsurun lağvedilmesi, mikro-milliyetçilik perspektifinden Boşnaklara verilebilecek en büyük zarar olabilir. Destanlar, şiirler incelendiğinde tematik içerikler, Boşnakların bu konuda Orta Çağ kimliğine geçişini zorlaştıracağını gösteriyor.

Yugoslavya'da Tito öncülüğünde kurgulanan araçsalcı yaklaşım, Türk karşıtı Sırp destanlarını çok iyi kullandı ve toplumu etkin şekilde mobilize etti. Bu konuda Hırvat yazar Ivan Majuraniç'in kalema aldığı Smail Aga Çengiç destanı, sıkça bir propaganda aracı olarak Yugoslavya devlet yönetimi tarafından kullanıldı. Bugün seküler Boşnak sınıf ismi geçen destandaki belirli dikkat çeken unsurları ortadan kaldırarak destanı kullanmak hedefindeler. Çünkü değindiğimiz üzere mevcut kültürel kodların varlığı ve sürdürülebilirliği Boşnak sekülerlerin en çok zorlandığı konuların başında geliyor.

Balkanlar’ın kaotik konjonktürü düşünüldüğünde Boşnakların mikro-milliyetçi saiklerle hareket etmesi, Boşnak toplumu adına ciddi zararlar verebilir ve bir güç kaybına yol açabilir. Bu doğrultuda, Arnavutlar gibi ‘2.5 devlete’ (bir tam devlet Kosova, bir tam devlet Arnavutluk, yarım devlet Makedonya) sahip olmayan Boşnakların stratejik anlamda güç kaybına uğramaması için, mikro-milliyetçiliğin yıkıcı etkilerinden kaçınması gerekiyor.

Yorumlar (0)