<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel>
    <title>Balkan News</title>
    <link>https://www.balkannews.com.tr/</link>
    <description>Balkanlar&amp;#039;ın Yeni Medyası</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.balkannews.com.tr/rss" type="application/rss+xml" rel="self"/>
    <language>tr_TR</language>
    <copyright>Copyright 2026, Balkan News</copyright>
    <lastBuildDate>Mon, 20 Apr 2026 10:10:27 +0200</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <item>
      <title><![CDATA[Yunan propagandası ve saptırılan tarih]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/yunan-propagandasi-ve-saptirilan-tarih-h7495.html</link>
      <description><![CDATA[1919-1922 yıllarında yaşananların sorumluları tarihi delilleriyle açık ve seçik ortadayken Yunanistan’ın ve Yunan lobisinin bu şekilde davranmasını tarihi sürekliliğin parçası olarak görmek gerekir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Haluk Selvi, İzmir'in işgalden kurtuluşu vesilesiyle Rumların Osmanlı Devleti'ne isyanını ve bu süreçte Türklere yaptıklarını katliamları ve zulümleri AA Analiz için kaleme aldı.</p>

<p>***</p>

<p>1919 yılında Batı Anadolu’daki Yunan işgali ve bu süreçte yaşanan olaylarla ilgili tartışmalar hala devam ediyor. Yunanistan ve onun destekçisi Batı kamuoyu bu süreçte yaşananlardan Türkler sorumluymuş gibi bir algı yaratmaya çalışıyor. Hatta başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) senatosu olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, parlamentolarını baskı altına alıp kendi tarihlerindeki soykırım suçlarına ortak arayarak sorumluluklarını azaltmak istercesine Türklerin Yunanlara ''soykırım'' yaptığıyla ilgili karar aldırmak ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinde baskı oluşturmak istiyor.</p>

<p>Aslında İzmir’den Ankara’ya, Edirne’den Muğla ve Antalya’ya kadar uzanan işgal sahasında 1919-1922 yıllarında yaşananların sorumluları tarihi delilleriyle açık ve seçik ortadayken Yunanistan’ın ve Yunan lobisinin bu şekilde davranmalarını, tarihi sürekliliğin bir parçası olarak görmek gerekir.</p>

<p>Yunan lobi faaliyetleri içinde sözde "Pontus ya da Helen soykırımı" olarak lanse edilen olaylar 19. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa’da güçlü bir şekilde zemin bulan “Türklerin Avrupa’dan atılması” fikrinin bir sonucu olarak doğdu ve bugüne kadar uzandı. Tarihi süreklilik içinde olayların değerlendirilmesi, delillerin ve verilerin analizi, yaşananların Yunan ve Batı kamuoyu tarafından nasıl profesyonelce saptırıldığını ortaya koyuyor.</p>

<h3><strong><span style="font-size:13px;">Osmanlı’daki Rumların statüsü</span></strong></h3>

<p>Tarihi olarak bakıldığında 19. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nde yaşayan Rumlar, nüfusun yaklaşık yüzde 15’ini oluşturuyordu. Rumlar gayrimüslimler içinde en fazla nüfusa sahip, ülkenin dört bir yanına dağılmış; ticarette, diplomaside ve devlet idaresinde en imtiyazlı sınıftı. Devletin neredeyse bütün dış ticaretini yürüten Rum tüccarları, tüm Osmanlı limanlarında ve Avrupa’nın önemli liman kentlerinde acentalara sahipti. Bu büyük gücün 600 filoluk bir ticaret donanması vardı. Kendilerini Kuzey Afrika korsanlarına karşı koruyabilmeleri için de silahlanmışlardı.</p>

<p>Diğer yandan, Osmanlı Devleti kendisine tabi olan bütün Ortodoks kiliselerine yani Sırplara, Bulgarlara ve Romenlere Rum papazlar, vaizler atama yetkisini Fener Rum Patrikhanesine vermişti. İsyanlar başlayana kadar bu kiliselerde Rumca ayinler yapılır, Rum papazlar diğer milletler içinde seçkin bir zümre olarak kabul edilirdi. Hatta 1720-1820 yıllarında yani yaklaşık 100 yıl boyunca bugünkü Romanya’daki Eflak ve Boğdan beyliklerine İstanbul Fener Rumlarından yöneticiler atanırdı. Böylece Osmanlı Devleti idaresi altındaki Romanya’da bir Rum seçkinler sınıfı da oluşmuştu. Rumların bu statüsü, Türklerin Anadolu’ya geldikleri tarihlerden beri devam eden bir süreçti. Türkler devlet yöneticisi olarak bütün gayrimüslimlere olduğu gibi Rumlara da dini, iktisadi ve kültürel özgürlüklerini sağlamışlardı.</p>

<h3><strong><span style="font-size:13px;">Siyasi bir araç olarak "Yunan"ın yeniden keşfi</span></strong></h3>

<p>Öte yandan Avrupa’da yeni uyanışlar çağında Yunan edebiyatı, antik Yunan demokrasi anlayışı liberal ve milliyetçi diplomatların dikkatini çekti. “Tarihte büyük medeniyetler kurmuş olan Helenlerin” Türklerin idaresinde yaşadıkları, bu duruma bir an evvel son verilmesi gerektiği her türlü yazın ve sözlü anlatımla ülkelerin meclislerinde ele alındı. Rusya başta olmak üzere Balkanlar üzerinden dünya siyasetine nüfuz etmek ve Akdeniz’de egemen olmak isteyen güçlü devletler, başta Mora Yarımadası’nda olmak üzere Osmanlı topraklarında yaşayan Rumların kaderleriyle ilgilenmeye başladı. Liberalizmin ve milliyetçiliğin anavatanı olan İngiltere ve Fransa’da bütün entelektüel sınıflar Rumlarla ilgilendi. Eserlerinde bu millete sempatiyle geniş yer verdiler. Türkler ve Yunanlılar, kamuoyunda adeta Zeus ve Hades olarak nitelendirildiler.</p>

<p>Batıdan ve kuzeyden kendilerine uzatılan eli gören Rumlar, Rus Çarı’nın danışmanı Aleksandr İpsilanti’nin desteği ve teşvikiyle 1814’te Odessa’da kurdukları Filiki Eterya Cemiyeti’ni, Osmanlı idaresinden kurtulmak için bir araç olarak kullandı. Osmanlı idaresine karşı ilk başkaldırı 1817’de başladı, 1821’de Mora’da yayıldı, 1828-29 Osmanlı-Rus savaşının ardından imzalanan Edirne Antlaşması'yla da Yunanistan kuruldu.</p>

<p>Yunanistan’ın isyanı boyunca, Avrupa’nın bütün kiliseleri bu hadiseyi bir Haçlı Savaşı olarak değerlendirdi. İngiliz edebiyatçı Lord Byron büyük sempati duyduğu bu insanların yaşadığı ülkeye ve savaşlarına destek için Mora’ya geldi. İngiltere, Fransa ve Rusya; Osmanlı Devleti’nin karışıklıkları önlemesinin önüne geçerek aralarında bir savaş olmadığı halde Nazarin'de Osmanlı donanmasını yok etti. Büyük bir devletin ve Avrupa kamuoyunun desteğiyle Yunanistan Devleti’nin kurulması Osmanlı Devleti içinde yaşayan diğer Hristiyan milletleri de kışkırttı. Şiddete başvurmak, kendilerine katliam yapıldığı yönünde yalan haberler yaymak, kamuoyunu yanıltmak ve Avrupa’nın önemli merkezlerinde dini duyguları hareket geçirmek Rum komitalarının en önemli hareket tarzı oldu ve Avrupa kamuoyu da buna zemin hazırladı.</p>

<h3><strong><span style="font-size:13px;">Mora Yarımadası’nı Türksüzleştirme girişimi</span></strong></h3>

<p>Bu süreçte Mora, Navarin, Tripoliçe ve adalarda yaşayan Türklere karşı büyük katliamlar gerçekleştirildi. Mora’dan göçler başladı. 23 Eylül 1823 günü Tripoliçe şehri Rum asilerin eline geçtikten sonra şehirde yapılan katliamda 10 binden fazla Müslüman ve Yahudi hayatını kaybetti. Nitekim İngiliz tarihçi Walter Alison Phillips “The War of Greek Independence, 1821 to 1833” isimli kitabında, Tripoliçe’de 3 gün boyunca şehrin sakinlerinin vahşi bir çete tarafından kıyıma uğradığını, yaş ve cinsiyet ayırımı yapılmadığını, insanların öldürülmeden önce işkence gördüğünü, Müslüman kitlelerin bulunduğu toplulukların, yakınlardaki dağlarda insafsızca katledildiklerini yazacaktı.</p>

<p>Artık bir zamanlar Mora Yarımadası’nın büyük bir Türk nüfusuna sahip olduğuna inanmak zordu. Oysa bu ailelerin arasında varlıklı çiftçiler, tüccarlar, memurlar vardı. Türkler burada 400 yıl boyunca yaşamış ve buraları kendi yurtları olarak kabul etmişlerdi. Bu insanlar komşuları tarafından kasıtlı ve acımasızca öldürüldüler ve bunu yapanlar hiçbir zaman pişmanlık duymadı. Ancak Mora Yarımadası Türklerden arındırılırken 1922 yılına kadar sürecek olan bu katliamlara Avrupa kamuoyu, dini kurumları, diplomatik merkezleri ve hükümetleri sessiz kaldılar ve hatta Türklerin bunu hak ettiğini söylediler, yazdılar.</p>

<p>Bu katliamların en kötüsü 1912-1913 yıllarında Balkan Savaşları sırasında bütün Balkan coğrafyasında, Yunanlılar, Sırplar ve Bulgarlar tarafından Müslümanlara karşı uygulandı. Olayın planlayıcısı Rusya, destekleyicisi İngiltere ve Fransa’ydı. Justin McCarthy "Ölüm ve Sürgün" isimli eserinde, Balkanlar'da 1821'le 1922 yılları arasında 5 milyondan fazla Türk’ün ülkelerinden sürülüp atıldığını, 5,5 milyon Türk’ün de kimi savaşlarda öldürülerek kimi de sığıntı durumunda iken açlıktan ve hastalıklardan hayatını kaybettiğini yazdı. Hem Osmanlı hem de Avrupa’nın tarafsız nüfus istatistikleri de yüzyıl boyunca yaşanan değişiklikleri açıkça ortaya koyuyor.</p>

<h3><strong><span style="font-size:13px;">Yunanistan'da darbe ve Venizelos'un doğuşu</span></strong></h3>

<p>Bu süreçte Osmanlı Devleti’nin karşılaştığı buhranlar ve kaybedilen her savaş, Yunanistan tarafından fırsat olarak değerlendirildi. Balkan savaşları sonunda Yunanistan, Güney Epir ve Selanik dahil olmak üzere Makedonya’nın önemli bir bölümünü ve bazı Ege adalarını ele geçirdi. Bu arada Yunanistan, Girit Adası'nı da ilhak etti. Girit’teki ayaklanma yeni bir Yunan milli kahramanı ortaya çıkarmıştı: Venizelos. Birinci Dünya Savaşı başladığında Yunanistan’da Kral Konstantin, Başbakan Venizelos’tu.</p>

<p>Yunanistan’ın Birinci Dünya Savaşı’na katılmasındaki en büyük faktör, Batı Anadolu’da yeni topraklar elde etme ihtimalinin yani Filiki Eterya’nın tarihi idealizmi olan Megali İdea’nın (Bizans İmparatorluğu'nu yeniden canlandırma düşüncesinin) uygulama fırsatının çıkmış olmasıdır. Savaşa katılmak konusunda isteksiz olan Krala karşı bir darbe teşebbüsünde bulunan Venizelos başarısız bir şekilde Selanik’e çekilerek burada de facto bir hükümet kurdu, İngiltere ve Fransa’nın müttefiki olarak Makedonya Cephesi'nde Bulgar ve Türk ordularına karşı savaştı. Nihayet İngiltere ve Fransa 1917 yılında Yunanistan’ı işgal ederek Kral Konstantin’i tahttan indirip küçük oğlu Aleksandr’ı kral yapıp adeta ülkenin başına Venizelos’u getirdi. Yunanistan’ı zorla savaşa sokarak Türklerin üzerine saldırdılar. Rusya, İngiltere ve Fransa bunu Yunanistan bağımsızlığını kazandığında da yapmış, kendisini yönetmekten aciz olan Yunanlılara Bavyera Hanedanı'ndan Otto’yu kral olarak atamışlardı.</p>

<p>Venizelos’un Selanik’te tek başına hakim olduğu günlerde, 18 Ağustos 1917'de Selanik'te çıkan bir yangın şehrin sosyo-kültürel yapısını tamamen değiştirdi. 32 saat süren yangın sonunda 1 milyon metrekarelik bir alan yani şehrin yüzde 32'si yanmış, 9 bin 500 ev kullanılamaz hale gelmiş ve 72 bin kişi evsiz kalmıştı. Yangın özellikle şehrin Türk ve Yahudi nüfusunun yoğun olduğu alanı etkilemişti. Yangından sonra alan kamulaştırılarak Rumlar yerleştirilmiş, şehrin nüfus yapısı Türkler ve Yahudiler aleyhine değişmiş, Selanik bir Yunan şehrine dönüşmüştü. Bu yakma eylemi 1820’lerden başlayarak 1970’lere kadar sürecek olan bir geleneği de başlatmış, 1922 Eylül ayında da İzmir’de uygulanmıştı.</p>

<p>[Prof. Dr. Haluk Selvi, Sakarya Üniversitesi öğretim üyesidir.]</p>

<p>*Makalelerdeki fikirler, yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/yunan-propagandasi-ve-saptirilan-tarih-h7495.html</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Sep 2023 13:52:28 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2023/09/yunan_propagandasi_ve_saptirilan_tarih_h7495_1745e.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ABD’nin &quot;yeni&quot; Balkanlar politikası: Kosova hükümetine Sırp Belediyeler Birliği tehdidi]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/abdnin-yeni-balkanlar-politikasi-kosova-hukumetine-h7090.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>YAZAN:&nbsp;OSMAN ATALAY</p>

<p><em>“Politikada hiçbir şey kazayla olmaz. Olmuşsa öyle planlanmıştır.”</em></p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Franklin D. Roosevelt</p>

<p></p>

<p>Kosova'nın kuzeyinde Sırp Belediyeler Birliği kurulmasına ilişkin anlaşmanın AB'nin arabuluculuğunda 2013 yılında Kosova ile Sırbistan arasında imzalanmasına rağmen, Kosova Anayasa Mahkemesi’nin, söz konusu birliğin kurulmasına "özerkliğe varabilecek" korkusuyla 10 yıldır direnmesi ABD ve Avrupa’nın canını sıkmaya başladı.</p>

<p>Sırp göstericilerin son bir ayda Kosova topraklarında belediye seçimleri sonuçlarına itiraz etmesi ile başlayan provakatif eylemler, hem Kosovalı Arnavut polisleri ve gazetecileri hem de ülkede NATO bünyesinde görev yapan Kosova Gücü (KFOR) görevlilerini hedef almaya başladı. Geçen hafta ise Sırbistan özel kuvvetlerinin, Kosova topraklarına geçerek 3 Kosova polisini kaçırması, iki ülke arasındaki gerginliği had safhaya taşıdı.</p>

<p>Kosova hükümet yetkilileri ve kamuoyu, ABD, AB ve NATO’nun son olaylar karşısındaki sessizliğini sorguluyor.</p>

<p>Kosova Başbakan Albin Kurti, Sırbistan'ın Kosova topraklarındaki eylemleri karşısında uluslararası toplumun sessiz kalmasının mantıksız ve zararlı olduğunu açıklamaya çalışırken, kendisinin ABD özel temsilcileri ve ABD’ninKosova’daki büyükelçiliği tarafından ciddi eleştirilere maruz kalması çok dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Hedef Sırbistan değil, Kurti oldu!</strong></p>

<p>Son iki aydır Sırbistan-Kosova arasında yaşanan bu krizde hedef ülke bu kez Sırbistan değil, Kosova Başbakanı Kurti oldu. Olayların gelişimine bakarsak ABD ve AB genel olarak Kurti’yi Kosova’da ciddi bir şekilde taviz vermeye zorluyor. Hükümet yetkilileri sanki Sırpların devlet içinde devlet kurmalarının engellenmesi durumunda, Kosova'ya karşı birçok yaptırımın uygulanacağını kesin görüyor.</p>

<p>ABD Batı Balkanlar Özel Temsilcisi Gabriel Escobar, “Bir liderin bölgenin istikrarını etkilemesine izin vermeyiz. Bizimle ortak olmayı reddedenler sonuçlarına katlanacaklar.” açıklamasını yaparken aslında Kosova Başbakanı Kurti’yi ve Kosova hükümetini açıkça tehdit ediyor.</p>

<p>Ülkenin kuzeyinde gerilimin tırmanması halinde yaptırımların Başbakan Kurti ve İçişleri Bakanı Sveçla aleyhinde bireysel tedbirler de içereceği, iki Kosovalı liderin güvenlik ve barışa tehdit teşkil etmeleri gerekçesiyle “istenmeyen kişi”ilan edilebileceği de ifade ediliyor.</p>

<p><strong>ABD, Kurti’yi “teslim almak” istiyor</strong></p>

<p>Biraz yakın tarihe doğru gidersek, ABD’nin Kosova Başbakanı Kurti’yi (tıpkı Alija İzetbegoviç gibi) teslim almak istediğini görürüyoruz. Kosova Başbakanı Kurti ise tüm baskılara rağmen ikinci Dayton’a, yani Kosova’da Sırp Belediyeler Birliğine izin vermemekte kararlı görünüyor.</p>

<p>Doğu cephesine baktığımızda Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’nın Kosova sorunu ile alakalı açıklamaları da dikkat çekici.</p>

<p>Kosova’daki Kuzey Mitrovitsa’yı Donbas’a benzeten Zaharova, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç’e de tavsiye ve cesaret vererek, “Kurti ile müzakere etmenin faydası yok.” Mesajı veriyor.</p>

<p>Kosova konusunda Rusya ile ABD’nin Balkanlar Özel Temsilcisi Escobar ve Sırbistan Büyükelçisi Christopher Hill ileaynı çizgide olduklarını görüyoruz.</p>

<p>Kosova’nın sınavının bu kez Sırplar ile değil, ABD, AB, Arnavutluk Hükümeti ve onun güçlü lideri Edi Rama ile olduğunu görüyoruz.</p>

<p>Kosova’daki muhalefet partilerinin de bu konuda sessiz kalmaları ilginç!</p>

<p>Ana muhalefet partisi Kosova Demokratik Partisi (PDK) Başkanı Memli Krasniçi, uluslararası temsilcileri hiç bu kadar endişeli görmediğini ve muhalefetin ABD ve AB gibi müttefiklerle ilişkileri geliştirmek istediğinin altını çizerek, mevcut durumun çözümünün Kosova hükümetine ait olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Muhalefet, ABD, Avrupa ve Sırbistan hükümetine karşı fazla eleştirel yorumlarda bulunmadı. Kosova muhalefetinin Tiran hükümeti ve Başbakan Rama’ya yakın oluşu, Sırbistan-Kosova sorunundaki sessizliği dikkat çekiyor.</p>

<p>Kurti ise desteğini, milliyetçi kesim ve kendi tabanından alıyor. Son bir yıldır ABD ve AB’nin baskılarına direnen Kurti, iki haftadır ülkede yaşanan sıcak gelişmeler karşısında yorgun ve yalnız bir pozisyonda mücadele verirken, kolay pes etmeyeceğe benziyor.</p>

<p>Kurti’nin idealist ve cesur karakteri ile güçlü bir profili var. Tüm baskılara karşın, onun savaşçı ve entelektüel kişiliği ile bu mücadelede sonuna kadar gideceğine inanıyorum. Kurti, tarihe “Kosova topraklarını Sırplara veren siyasetçi” olarak geçmek istemiyor.</p>

<p>M.Ö. 4. yüzyıldan bu yana bölgenin en eski halklarından olan Kosovalı Arnavutlar, Dandanyalıların İlirlerin torunu olmakla övünür.</p>

<p>ABD’nin tüm baskılarına rağmen, Kurti’nin bu kadar direnç göstermesi Avrupalı liderleri de çok şaşırtıyor. Son günlerde İngiltere’nin Kosova Başbakanı Kurti’nin yanında açıkça destek vermesini önemli bir avantaj olarak görüyorum.</p>

<p>Kosova’ya üst perdeden gelen sert tepkilerin yanında bireysel anlamda AB parlementerleri arasında Kosova’nın haklılığını yüksek sesle savunmaya başlayan isimlerin de çoğalmaya başladığını görüyoruz. Geçtiğimiz hafta İngiliz parlamentosunun Kosova özel oturumu düzenlenmesi de çok önemli bir olaydı. Ayrıca ABD’de de Kosova ile ilgili farklı sesler çıkmaya başladı.</p>

<p>AB Konseyi Üyesi Kati Schneeberger’in, Kosova'ya değil, Sırbistan'a yaptırım çağrısında bulunması anlamlıydı.Schneeberger, “Yerel Sırpları kurumlardan çekerek krize neden olan, yeni seçim çağrısı yapan, seçimleri boykot eden ve NATO barış güçlerine şiddetle saldıran Sırbistan'a ne gibi yaptırımlar planlanıyor? Kosova'ya neden yaptırım uygulanıyor?” sorusunu sordu.</p>

<p>ABD'de bu konuya ilişkin tam olarak nasıl hareket edilmesi gerektiği noktasında bir bölünmüşlük olabilir. Çünkü bazı isimlerde aşırı bir Kurti karşıtlığı olurken, bazıları da farklı açıklamalar yapıyor. ABD, cumartesi günü Vuçiç'ten Sırbistan'da tutuklu olan 3 Kosovalı polisin derhal serbest bırakılmasını da istedi.</p>

<p><strong>ABD ve AB’nin çözüm önerileri endişeleri gidermiyor</strong></p>

<p>Bölgede ABD ve AB’nin Sırbistan’ı Avrupa’nın bir parçası yapma gayretini gölgeleyen iki büyük problemin (Bosna Hersek’in Sırp Cumhuriyeti entitesi ile Kosova’nın kuzeyindeki Sırplar) çözüm önerileri Boşnakların ve Kosovalı Arnavutların sosyal, ekonomik, siyasal ve güvenlik endişelerini asla gidermiyor. Geçtiğimiz hafta gözlerden kaçan önemli gelişme Sırbistan'ın Bujanovac bölgesinde, Sırbistan ordusu ile ABD, İngiltere, Yunanistan, Macaristan, Romanya, Bosna Hersek, İtalya, Kuzey Makedonya ve Slovenya orduları arasında askeri tatbikatların başlamış olmasıydı. NATO ülkelerinin Sırbistan'da tatbikatlar düzenlemesi, stratejik başarı olarak kabul ediliyor. Tatbikatlar Sırbistan ordusu ve ABD silahlı kuvvetlerinin Avrupa komutanlığı tarafından düzenlendi. Bu askeri olayın önümüzdeki yıllar bölgedeki siyasi gelişmeler üzerinde çok ciddi etkisi olacaktır.</p>

<p><strong>Kosova-Sırbistan gerginliği, en çok da iki kardeş ülkeyi etkiledi</strong></p>

<p>Kosova ile Sırbistan arasındaki kriz, Kosova Başbakanı Kurti ile Arnavutluk Başbakanı Rama’yı ve Arnavut toplumlarını zihinsel olarak karşı karşıya getirdi. Arnavutluk Başbakanı Rama’nın, Sırp Belediyeler Birliği taslak önerisine hem Priştine’de hem de Belgrad’da karşı çıkanların “akıllarında komünist olduklarını” yönünde kullandığı ifadesi yeni bir tartışmayı başlattı.</p>

<p>Rama, “Diyaloğa somut bir katkı sağlama çabası ve Sırp Belediyeler Birliği önerisinin müttefiklerimiz tarafından iyi karşılanmasından memnunum ve hem Priştine’de hem de Belgrad’da içeriğini bile bilmeden buna karşı çıkanlara iki şey söyleyebilirim. Birincisi, böyle konuşanlar hala komünizmde yaşıyorlar ve o dönemde siyaset kimin ne söylediğiyle değil,kimin söylediğiyle ilgileniyordu. İkincisi, bu bölge sadece onların değil, bizim de bölgemiz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Rama, Kosova Başbakanı Kurti ile ilişkilerine dair ise “hedeflerinin aynı olduğunu, ancak farklı yollar izlediklerini”söyledi.</p>

<p>Kosova Başbakanı Kurti ise Rama’nın Sırp Belediyeler Birliği öneri taslağı için bir teklif sunmak yerine Sırbistan’daki Arnavut azınlık için bir teklif sunması gerektiği şeklinde sert bir cevap verdi.</p>

<p>Arnavutluk ve Kosova hükümetlerinin, her yıl ortaklaşa gerçekleştirdikleri toplantı, Arnavutluk Başbakanı Rama tarafından iptal edildi. Rama’nın iptal gerekçesinin Kosova'da son günlerde yaşanan krizin büyümesi ve Batılı ülkeler ile ilişkilerinin kötüleşmesi olduğu düşünülüyor.</p>

<p>Başbakan Rama, Kosova ile ortak hükümetler toplantısını tek taraflı olarak iptal etmesi Arnavutluk’un Kosova'ya yaptırım uygulayan ilk ülke olduğu yorumlarına da sebep oldu.</p>

<p>Tüm bu gelişmelere baktığımızda, aslında Rama, Kosova, Arnavutlar ve Boşnakların bölgesel sorunlarında AB, ABD ve Sırbistan arasında diplomatik bir rol üstlenmiş görülüyor. Fakat bölgesel sorunların çözümünde NATO ve ABD nin perspektifini tartışmalara kapalı bir şekilde sadece ikna edici tebliğci rolünü üstlenmesi, ciddi sorunları beraberinde getirecektir.</p>

<p>Kosova Başbakanı Kurti’nin, Rama’ya verdiği “Kosova’daki Sırp Belediyeler Birliği için uğraşacağına Sırbistan’daki Preşova Vadisi Arnavutlarına odaklansın” cevabı, iki kardeş ülke Arnavutları arasında duygusal kopuş olarak yorumlanmasına sebep oldu. Rama ile Kurti arasındaki siyasi vizyon, metot, tarihsel deneyim ve kültürel farklılıkları iyi okumak gerekiyor.</p>

<p>Kosova Başbakanı Kurti, “Edi Rama, Sırplarla ilgili önerileri Paris ve Berlin'e göndermek yerine, bir sonraki Açık Balkan toplantısında Vuçiç'e Preşeva Vadisi'ndeki Arnavutlarla ilgili bir yasa taslağı önermeli. Ne de olsa Arnavutluk Anayasasının 8. Maddesi, kendisini Arnavutların haklarını korumakla yükümlü kılıyor.” ifadeleri ile Rama’ya yönelik eleştirel bir dil kullandı.</p>

<p>Aslında Açık Balkan ile başlayan Arnavutluk, Sırbistan ve Kuzey Makedonya arasındaki “Mini Şengen” projeleri, Arnavutluk Başbakanı Rama’nın popülaritesini Batı dünyası, Balkan ülkeleri ve Arnavut toplumu arasında yükseltmişti.Rama, Quin ülkeleri nezdinde de Balkanlar’da çözüm bekleyen sorunların (Sırbistan-Kosova ve Kuzey Makedonya-Bulgaristan) anahtar rolü ile öne çıkan önemli bir figür haline gelmişti. Fakat Kosova’nın kuzeyinde yaşanan olayların,Kosova ulusunun milli çıkarlarını ve toprak bütünlüğünü hedef alması, Arnavutluk ve Kosova başbakanlarını karşı karşıya getirdi.</p>

<p>Rama ile Kurti arasında ABD, AB ve Sırbistan ilişkileri idealleri arasında çok ciddi ideolojik farklılıklar yattığı bilinen bir gerçek. ABD ve AB yöneticilerinin 2013’ten bu yana dayattıkları belediyeler birliği anlaşmanın bugüne kadar tolere edilmesi ya da 10 yıl ötelenmesi, sorunun artık nihai çözüm aşamasına geldiğini ve Kosova’ya sonuçları ne olursa olsun 2023’te bir bedel ödeteceklerini gösteriyor.</p>

<p>Ukrayna - Rusya savaşının büyümesi ile ABD ve Avrupa’nın Balkanlar noktasındaki farklı taktiksel politikası, Kosova ve Bosna Hersek toplumlarını tedirgin etmektedir.</p>

<p>Kurti’nin, AB ve ABD için kolay bir lokma olmadığı gerçeğiyle Batılı liderleri de öfkelendirdiğini görüyoruz.</p>

<p><strong>Batı, Kurti’yi kolayca gözden çıkarabilir mi?</strong></p>

<p>Balkanlar’ı yakından tanıyan uzmanlar, Başbakan Kurti’nin Kosova siyasetinde güçlü ve alternatifi olmayan önemli bir figür olduğunu iyi bilir. ABD, Kurti’yi iktidardan düşürme planı dahil her türlü yaptırım ceza ve baskılar için formüller düşünürken sonuç alabilir mi? Mümkün görünmüyor!</p>

<p>Kurti’nin, Aliya İzetbegoviç’in sıcak savaş içerisinde mecbur kaldığı Dayton Anlaşması’nın bir benzeri olan Sırp Belediyeler Birliği Anlaşması’na imza atması çok zor.</p>

<p>ABD ve Avrupa, Bosnalı lider Aliya İzzetbegoviç’e Dayton Anlaşması’nı dayatmış ve kendisine yönetimde kaldığı sürece Bosna Hersek devletine ve hükümetine yapılan yardımları ve ülkenin yapılandırılmasında verilen destekleri keseceğini ilan ettikten sonra Aliya yönetimi bırakmak zorunda kalmıştı.</p>

<p>Kurti’nin, Batı’nın kendi topraklarında Sırp Belediyeler Birliği dayatmasına, “Bölünmüş ve parçalanmış Bosna Hersek gibi olmak istemiyor</p>

<p>uz” kararlılığını göstermesi çok anlamlı tarihi bir söylem olarak kabul edilmelidir.</p>

<p>Bugün NATO ve AB’nin “Yeni Batı Balkanlar” oluşumu süreci yaşanıyor. Savaşsız, siyasal, kültürel ve ekonomik dönüşüm ile Karadağ, Bosna Hersek ve Kosova Sırplarının sürece dahil edilmesi planına dünün mağdurları olan Boşnak ve Arnavutlardan şimdi bedel ödenmesi isteniyor. Sürecin zorluğu bana göre burada!</p>

<p>Kurti, Kosova - Sırbistan sorunu ile ilgili alternatif 5 maddelik çözüm önerisini , AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Joseph Borell, Özel Temsilcis Miroslav Lajcak ve Quint ülkelerinin büyükelçilerine sundu ve söz konusu planın uygulanması için onay beklediklerini açıkladı. Temel sorun ABD’nin, bu kez Kosova’yı ciddi bir şekilde tehdit ediyor olmasında.</p>

<p>ABD’nin Batı Balkanlar Özel Temsilcisi Escobar, taleplerinin karşılanmamasının Kosova için olumsuz sonuçları olacağını söyledi. Kurti ise ABD’nin Sırbistan’ın talepleriyle kendilerine gelmelerini “kabul edilmez” olarak niteledi.</p>

<p>ABD ve AB, Kosova başbakanına boyun eğdiremiyor, çünkü Kurti’nin Kosova’da alternatifi yok. Muhalif siyasilerin çok zayıf olduğu da bilinen bir gerçek.</p>

<p>Rama,Tiran’da düzenlediği basın toplantısında, Kosova’nın kuzeyindeki durumun, Kosova Cumhuriyeti için siyasi trajedi boyutlarına ulaştığına işaret etti. Rama kendince, Balkanlar’da NATO ve Avrupa’nın, Yugoslavya’nın dağıldıktan sonraki 2. yapılanma sürecinde bana göre önemli rol üstlenmiş politik bir figür olarak sahneye çıkarıldı.</p>

<p>Rama, Soros ve Kissinger gibi Doğu Avrupa ve Balkanlar siyasetinde önemli işlevi olan isimlerle ilişkiler kurmayı ihmal etmeyen, renkli, pragmatik, güçlü ve popüler bir kişilik.</p>

<p>Yeni süreçte NATO Balkanlar’daki hedefleri doğrultusunda ilerlerken, yeni butik ülkelerin ayak bağı olmasına müsade etmeyecektir.</p>

<p>Rusya da Balkanlar'daki istikrarsızlaştırma yoluyla Ukrayna'daki savaş için AB'yi bölmeyi amaçlıyor.</p>

<p>Rama, kendisini eleştiren kesimlere şöyle cevap verdi:</p>

<p>“Stratejik müttefiklerimizin bu duruma ilişkin açıklamaları giderek endişe verici hale geliyor. Samimi olarak, her gün ve her saat, en büyük kaybedenin Kosova olduğu aşikar olan bir durumu, Kosova makamlarının yatıştırmasındaki tereddüdün nedeni anlaşılmaz.”</p>

<p>Sırbistan’ın daha önce de yaptığı şeyleri yaptığını, Kosova’nın ise hiçbir zaman ve daha önce hiçbir şekilde yapmadığı şeyleri yaptığını savunan Rama, Kosova’nın “Arnavut ulusunun tüm stratejik müttefikleri tarafından alenen suçlandığını” savunuyor.</p>

<p>Sırp Belediyeler Birliğinin kurulmasını, Kosova’nın uluslararası onayına neden olacak kapıyı nihayet açmasının anahtarı olarak nitelendiren Rama, Kosova’nın herkes tarafından tanınmasının, BM’nin tüm uluslararası forumlara üye olmasının Sırbistan ile karşılıklı tanımanın yolunu açacağını öne sürüyor.</p>

<p>İki ülke arasındaki diyaloğu bir başka boyuta taşıma ve diyaloğun başarılı sonuçlanması için tarafların somut şeyler konuşmasını sağlamak için faydalı olmasını dileyen Rama, “Sırbistan 1999’da Kosova’yı kaybetti. Sırbistan’ın, Kosova’nın saçının bir teline bile dokunma gücü yok.” açıklamasında da bulundu.</p>

<p>Sonuç olarak, Sırp Belediyeler Birliği'nin kurulmasını talep eden AB ülkeleri ve ABD'ye Arnavutluk Başbakanı Rama’nın desteği, Kosova Arnavutları tarafından Kosova'ya karşı büyük bir darbe olarak görülüyor.</p>

<p>Türkiye’nin Kosova-Sırbistan sorununa yaklaşımı noktasında, 1999’daki savaş yıllarından bugüne tarihsel yakınlık derecesinde hassas diplomasi yürütmekte olduğunu görüyoruz. Fakat bölgenin NATO şemsiyesi altında yeniden yapılandırılmasının ezberleri bozan etkilerine şahit olacağız ve bunlara da hazırlıklı olmak gerek.</p>

<p>Bu arada, Kosova ile Arnavutluk hükümet başkanlarının ilişkilerinin de riskli bir sürece gittiğini düşünüyorum. İki kardeş ülkenin aralarının açılmasına asla müsade etmemek lazım. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan başkanlığında, Kurti ve Rama’nın bir araya geleceği üçlü bir zirvenin gerçekleşmesi bu hususta çok faydalı olabilir.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/abdnin-yeni-balkanlar-politikasi-kosova-hukumetine-h7090.html</guid>
      <pubDate>Mon, 19 Jun 2023 14:16:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2023/06/abdnin_yeni_balkanlar_politikasi_kosova_hukumetine_sirp_belediyeler_birligi_tehdidi_h7090_49d60.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aliya’nın fotoğrafı, &quot;Boşnak üye&quot; Becirovic’i neden rahatsız etti?]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/aliyanin-fotografi-bosnak-uye-becirovici-neden-h6305.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Kayhan Gül</em></strong></p>

<p><br />
Bosna Hersek’te son günlerde&nbsp;en çok tartışılan konulardan biri, Devlet Başkanlığı Konseyinin Boşnak üyeliğine seçilen Sosyal Demokrat Partili (SDP BiH) Denis Becirovic’in, ofisinde bulunan bağımsız Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanı merhum Aliya İzetbegovic’in duvardaki fotoğrafını kaldırması oldu.</p>

<p>Bir önceki Boşnak üye Sefik Dzaferovic’in kısa bir süre önce verdiği bir mülakatta arkada duran Aliya fotoğrafı açık bir şekilde görülürken, Becirovic’in bir süre önce aynı odadan paylaştığı fotoğrafta Aliya’nın fotoğrafının olmadığı net şekilde görüldü.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/processed-14d6e69a-f942-447e-8ea6-17f8fc6e3793_E0FB4AvB.jpeg" style="width: 856px; height: 571px;" /></p>

<p>Aslında Becirovic’i ve siyaset yaptığı partiyi, ayrıca Aliya’nın yıllarca mücadele edip hapis yattığı zihniyeti göz önünde bulundurduğumuzda, Becirovic’in Aliya’nın fotoğrafını indirmesi şaşırtıcı olmadı.</p>

<p>Göreve geldikten sonra ofisi tarafından yapılan yazılı açıklamalarda da “Boşnak üye” ifadesini kullanmayan ve sadece “Başkanlık Konseyi Üyesi” ibaresini kullanan bir ismin, duvardaki Boşnak liderden rahatsız olmasına şaşmamak gerek.</p>

<p>Durumu biraz açıklamaya çalışayım.</p>

<p>Becirovic’in yıllardır siyaset yaptığı Bosna Hersek Sosyal Demokrat Partisi, eski Yugoslavya’daki Komünist Parti’nin bir nevi devamı niteliğinde.Öte yandan, Becirovic’in Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da bulunan komünist lider Josip Broz Tito’nun mezarını ziyaret etmesi de kendi ideolojik yaklaşımı gereğince oldukça normal.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/2b1b285bbffa8186876f60a832cdd3ec.jpg" style="width: 871px; height: 731px;" /></p>

<p>Gelelim rahatısız edici Aliya kısmına…</p>

<p>Bağımsız Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanı, halkının ve ülkesinin ölüm-kalım mücadelesinde liderlik etmiş bir isim olmasının yanı sıra Aliya eski komünist Yugoslavya döneminde İslam ve Müslümanlar için verdiği mücadeleden dolayı iki kez hapis yatmış bir isim. İlk kez mahkum olduğu dönem, Becirovic’in idol olarak kabul ettiği Tito’nun iktidarda olduğu dönem. İkinci kez hapse atıldığı dönem, yine Komünist Parti’nin iktidarda olduğu dönem.</p>

<p>Dolayısıyla Aliya İzetbegovic, Becirovic ve partisinin ideolojisine sadece karşıt bir isim değil, aynı zamanda bir düşman da. Becirovic’in Aliya’nın fotoğrafını indirmesine de bu şekilde bakmak gerek.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/whatsapp-image-2023-03-29-at-01-Lbmc.jpg" /></p>

<p><strong>İddiaları yalanladı</strong></p>

<p>Becirovic'in kabinesinden yapılan yazılı açıklamada, Aliya'nın fotoğrafının duvardan indirildiği ve bir diğer önemli iddia olan "zambaklı eski bayrağın odadan çıkarıldığı" yönündeki iddialar&nbsp;yalanlandı.</p>

<p>Zambaklı eski Bosna Hersek bayrağı önünde bir Becirovic fotoğrafı paylaşılsa da Aliya'nın resmi ile ilgili herhangi bir görsel paylaşılmaması da dikkat çekti.</p>

<p><strong>Batı’nın açıktan desteklediği aday oldu</strong></p>

<p>Bosna Hersek’teki 2022 seçimleri öncesinde Aliya’nın oğlu Bakir İzetbegovic’e karşı aday olan Becirovic, bu süreçte hem ülkedeki tüm muhalif kanadın hem de Batılı ülke ve kurumların açık desteğini aldı.</p>

<p>Hatta bir defasında ABD’nin Saraybosna Büyükelçiliği “Bakir İzetbegovic gibi adayların seçilmemesi gerektiğini” belirterek, açıktan “Becirovic’e oy verin” çağrısı yaptı.</p>

<p>Nihayetinde, 11 muhalif partinin ortak adayı Becirovic oyların yüzde 57’sini alırken, İzetbegovic ise yüzde 37’de kaldı.</p>

<p>Becirovic’in Aliya’nın fotoğrafını kaldırması sosyal medyada da gündem oldu.&nbsp;Özellikle Boşnaklar, kendilerini temsil etmesi gereken&nbsp;Becirovic’in bu hareketini eleştirerek, kınadıklarını mesajlarıyla ifade etti.</p>

<p>Kayhan Gül -&nbsp;BalkanNews</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/aliyanin-fotografi-bosnak-uye-becirovici-neden-h6305.html</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Mar 2023 14:42:23 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2023/03/aliyanin-fotografi-bosnak-uye-becirovici-neden-rahatsiz-etti_217f4.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’nin “kara gün dostu” Balkanlar]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/turkiyenin-kara-gun-dostu-balkanlar-h5830.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, geçmiş yıllarda Balkan ülkelerinde yaşanan her krizde ya da doğal afette ilk yardıma koşan ülkelerden biri oldu.</p>

<p>Hırvatistan ve Arnavutluk’taki büyük depremlerin yanı sıra Bosna Hersek, Kosova, Sırbistan ve Kuzey Makedonya’da yaşanan sel felaketlerinde yardım elini uzatan ilk ülkelerin başında hep Türkiye geldi.</p>

<p>Kahramanmaraş merkezli depremlerin açtığı yaraların sarılması noktasında ise Balkan halkları ve devletleri büyük bir vefa örneği göstererek, Türkiye’nin ve Türk halkının yanında olduklarını gösterdi.</p>

<p>Devletlerin ve yerel makamların ilk etapta gönderdiği arama ve kurtarma ekipleri, buzdağının sadece görünün yüzü oldu.</p>

<p>Türkiye’nin bölgedeki soydaş ve akraba toplulukları olan Arnavutlar, Boşnaklar ve Türklerin yanı sıra Karadağlılar, Hırvatlar ve Sırplar da "kara gün dostu"&nbsp;olduklarını&nbsp;gösterdi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/12_1.png" style="width: 1000px; height: 999px;" /></p>

<p>Bosna Hersek’te adeta bir yardım seferberliği başlatılırken, ülke tarihindeki en geniş katılımlı yardım kampanyası gerçekleşiyor.&nbsp;Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’ün meşhur Makedonya Meydanı, Türkiye için toplanan yardımların merkezi oldu.&nbsp;Sırbistan ve Karadağ’daki Boşnak nüfusun yoğun yaşadığı Sancak bölgesi, Türkiye’ye yardım etmek için adeta seferberlik ilan etti.&nbsp;Kosova ve Bosna Hersek başta olmak üzere bölge ülkelerinin birçoğunda camilerde gıyabi cenaze namazları kılındı, depremzedeler için maddi yardımlar toplandı.</p>

<p><strong>- Savaş yaşayan halkların vefalı duruşu</strong></p>

<p>Bosna Hersek’te ve Kosova’da 1990’lı yıllarda yaşanan kanlı savaşlarda, Boşnak ve Arnavut kardeşlerinin yanında olan, elinde ne varsa bu kardeşlerine gönderen Türk halkı, bu zor döneminde bu kardeşlerinin vefalı duruşu ile karşılaştı.&nbsp;Kimi ineğini ya da arabasını satıp depremzedelere bağışladı, kimi ise evindeki iki battaniyeden birini Türkiye’deki kardeşlerine gönderdi.</p>

<p>Saraybosna’daki bir yardım merkezine bir battaniye ve birkaç parça kışlık giysi getiren Srebrenitsalı bir annenin şu ifadeleri aslında her şeyin özeti gibiydi:&nbsp;“Biz Srebrenitsa’da soykırımı gördük. Hayatta kaldık. Evsiz olmanın nasıl bir his olduğunu çok iyi biliriz!”</p>

<p>Kosova’nın Prizren şehrinde toplanan yardımların içinden iki çift altın küpe ve bir altın yüzük çıkması da halkın Türkiye için nasıl elinde ne varsa paylaştığının bir başka göstergesi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/resized_86d53-0b9868f3fodkxnwxwaadgum.jpg" /></p>

<p><strong>- En büyük yardım kampanyası</strong></p>

<p>Bosna Hersek’in en büyük yardım kuruluşlarından biri olan Pomozi.ba Derneği Başkanı Elvir Karalic, gazetecilere açıklama verirken gözyaşlarına hakim olamadı.&nbsp;Karalic, yapılan bağışların 2 milyon avroyu aşmış olabileceğine dikkati çekerek, yıllardır bu işin içinde olmasına rağmen ilk kez böyle bir yardım seferberliğine tanıklık ettiğini ifade etti.&nbsp;Karalic, Türkiye’ye 50 ila 60 tır yardım malzemesi de gönderilmesi planladıklarını söyledi.</p>

<p>Öte yandan, bölgenin İslam birliği&nbsp;kurumlarının yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşları da Türk büyükelçiliklerinin koordinasyonu ile topladıkları yardımları Türkiye’ye ulaştırmaya ve AFAD’a teslim etmeye başladı.</p>

<p><strong>- Çay satıp depremzedelere yardım ediyor</strong></p>

<p>Herkes elinden geldiğinde Türkiye ve Suriye’deki depremzedelere yardım etmeye devam ederken, Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da yaşayan 12 yaşındaki Benjamin Mehanovic’in küçük ama anlamlı jesti örnek bir davranış olarak kayda geçti.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/saraybosnali-cocuk-cay-aa-1996066.jpg" /></p>

<p>Mehanovic, okula gitmediği saatlerde, depremlerden etkilenenlere yardım edebilmek için çay satıyor. Dobrinja semtinde kurduğu küçük standında çay satarak yardım toplayan Mehanovic, Türkiye ve Suriye'de yaşanan depremleri televizyonda gördüğünü aktararak, stant kurup çay satma ve yardım toplama kararı aldığını söyledi.</p>

<p><strong>- Üsküp ve Saraybosna’da yardım kermesleri</strong></p>

<p>Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp ile Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da da düzenlenen kermeslerde satılanlardan elde edilen gelir depremzedelere bağışlandı.&nbsp;Kuzey Makedonya’daki Türk Gençlik Kulübü, şu ana kadar 5 tır dolusu yardım malzemesini Türkiye’ye gönderdi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/2-1.jpeg" /></p>

<p>Türk ve Boşnak girişimciler tarafından kurulan Bosna Hersek’teki Uluslararası Saraybosna Üniversitesi, adeta başkentteki yardım üssüne dönüşürken, Boşnak ve Türk öğrencilerin birlikte yüklediği ilk yardım tırı da dün yola çıktı.</p>

<p><strong>- Kosovalı ve Bosnalı askerler de arama kurtarma yapıyor</strong></p>

<p>Depremler nedeniyle ulusal yas ilan eden ilk ülkelerden olan Kosova, aynı zamanda Güvenlik Gücü mensuplarını da arama ve kurtarma faaliyetlerine katılmak üzere Türkiye’ye gönderdi.&nbsp;Bosna Hersek de bir grup askerini yine aynı amaçla Türkiye’ye gönderdi.&nbsp;Kosova’nın yanı sıra Arnavutluk ve Kuzey Makedonya’da da ulusal yas ilan edildi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/AA-20230211-30262283-30262267-SARAJEVO_U_VIJECNICI_AKCIJA_PRIKUPLJANJA_POMOCI_ZA_ZRTVE_ZEMLJOTRESA_U_TURKIYE_I_SIRIJI_1.jpg" /></p>

<p>Bölgeden çok sayıda iş insanı da ferdi olarak büyük yardımlarda bulunurken tüm bunlar Balkanların ve Balkan halklarının zor gününde nasıl Türkiye’nin yanında olduğunu bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p>Balkan ülkeleri ekonomik ve siyasi olarak istikrarsız ülkeler olsalar da dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer almasalar da ellerinden ne kadar geliyorsa Türkiye’nin ve Türk halkının yanında olduklarını bir kez daha gösterdi, göstermeye devam ediyor.</p>

<p><strong>Kayhan Gül - BalkanNews</strong></p>

<p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/turkiyenin-kara-gun-dostu-balkanlar-h5830.html</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Feb 2023 10:30:49 +0100</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2023/02/turkiyenin_kara_gun_dostu_balkanlar_h5830_de7db.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstatistikler iddiaları çürüttü: Türkiye, Bosna Hersek’e yatırımlarda ikinci sırada]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/istatistikler-iddialari-curuttu-turkiye-bosna-herseke-yatirimlarda-h4293.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bosna Hersek Merkez Bankası tarafından yayınlanan verilere göre Türkiye, geçtiğimiz yıl Bosna Hersek’e en fazla yatırım yapan ikinci ülke oldu.</p>

<p>Kurum tarafından yayınlanan istatistikler, Türkiye’nin Bosna Hersek’le olan tarihi, kültürel ve sosyal bağlarına rağmen bu ülkeye yatırımların düşük kaldığına yönelik iddiaları çürüttü.</p>

<p>2021 yılında Bosna Hersek’e doğrudan yabancı yatırımların miktarı 971 milyon KM olurken en büyük yatırımcılar sırasıyla İsviçre (210,8 milyon KM), Türkiye (147 milyon KM) ve Büyük Britanya (126,1 milyon KM) oldu.</p>

<p><strong>Türkiye destek ve yardımlarda da zirvede</strong></p>

<p>Türkiye ve Bosna Hersek ilişkiler söz konusu olduğunda Bosna Hersek'teki belirli basın organlarının yaptığı en sık eleştiri, Türkiye’nin Bosna Hersek’e yatırım yapmadığı ve sadece “sevgi ve selam” yolladığı yönündeydi.</p>

<p>Ancak bu analizler güncel olmayan istatistiklere yoğunlaşmanın yanı sıra Türkiye'nin Bosna Hersek'e sağladığı destekleri de görmezden geliyor. Bugün Bosna Hersek’in turizmde para kazandığı birçok kültürel ve tarihi yapı, Türk kurumlarının desteğiyle gerçekleştirilen bakım ve restorasyonlar sayesinde işler halde bulunuyor. Fabrikalar, okullar ve Bosna Hersek'e gönderilen yardımların değeri de hesaplanamadığı için bundan söz edilmiyor.</p>

<p>Türkiye İş Birliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), Bosna Hersek'teki savaşın sona ermesinden bu yana 25 yıldır Bosna Hersek'te faaliyet gösteriyor. Bu dönemde Bosna Hersek bölgesinde 900'ün üzerinde proje tamamlandı.</p>

<p>2016 yılında resmi açılışı yapılan Banja Luka'daki Ferhadiye Camii'nin restorasyonunun tamamlanmasını da TİKA devraldı ve aynı yıl Cazin'deki bir ortaokulun tadilatı da yapıldı. Saraybosna'daki “Aleksa Santic“ İlköğretim Okulu ise ısıtma sistemi ve futbol sahasının yenilenmesi için TİKA'dan yardım istedi. 2017 yılında TİKA sayesinde görme engelliler merkezi, işitme ve konuşma rehabilitasyon merkezi gibi altı okulda 16 özel sınıf donatıldı.</p>

<p>TİKA'nın eğitim sektöründeki yenileme ve restorasyon projelerinin tamamı burada yer almasa da sağlık sektöründeki yatırımlarından da bahsetmek önemlidir.</p>

<p>Bosna Hersek'te önemli binaların renovasyonu TİKA'nın yaptığı tek iş değil. Diğer şeylerin yanı sıra, 2014 yılındaki selden sonra TİKA, Maglaj'da 550 evi ve Zepce ve Sanski Most'daki yüzlerce evi yeniden inşa etti. TİKA, Janja nehir yatağının yenilenmesi, Donji Vakuf, Gornji Vakuf ve Buzim'deki spor salonlarının, Trebinje'deki kültür merkezinin, Dzebara camisinin avlusundaki müzenin ve Zeki Efendi anıtının restorasyonu için dört milyon KM'den fazla kaynak bağışladı.</p>

<p>Ayrıca kırsal kalkınma için çiftçilere destek veren çok proje var. Bu projelerden biri, 2009/2010'un bir parçası olarak arıcılığın desteklenmesidir. Busovaca'da 75 aile, ekonominin bu koluna girmek için fon aldı.</p>

<p>Livno, Bugojno, Srebrenitsa, Zvornik, Zavidovici, Bratunac ve Gacko'da yüzden fazla aileye sera sağlandı.</p>

<p>Bu projeler, tarım ve hayvancılık yoluyla serbest meslek sahibi olmalarına destek olarak ülkeye geri dönen ailelerle ve büyük ölçüde işsiz kadınlarla yürütülmüştür. Böylece çok sayıda aile hayvancılıkla uğraşma fırsatı buldu.</p>

<p>TİKA, 2010 yılından bu yana çok sayıda polis memurunun katıldığı Uluslararası Polis Memurları Eğitim Programı'na da başlamıştır. Dört yıl üst üste yangınla mücadele eğitiminin yanı sıra doğada arama kurtarma eğitimi ve medya görevlilerine yönelik eğitimler gerçekleştirdi.</p>

<p>Bosna Hersek'teki en aktif Türk kurumlarından biri de bugüne kadar birçok projeye imza atan Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Bakanlığı'dır. 1,8 milyon avro değerindeki bağışla 2008 yılında Gorazde'de bir cami inşa edildi.</p>

<p>2008 yılından günümüze kadar ülkemizdeki çeşitli “Kardeş Şehirler“ projeleri aracılığıyla değerli mali yardımlar göderilmiştir. Yalnızca 2011'de mali yardım 200 bin avroyu, 2012'de ise 150 bin avroyu aştı.</p>

<p>Diğer şeylerin yanı sıra, 2013 yılında açılan Jablanica'daki Şehir Camii için 300 bin avro, Banja Luka'daki Ferhadiye Camii için 400 bin&nbsp;avro, Tesanj'daki cami için 170 bin&nbsp;avro, Mrkonjic-Grad'daki cami için 194 bin avro tahsis edilmiştir. Olovo'daki cami için 1,5 milyon&nbsp;avro, Doboj'daki İslam Kültür Merkezi için ise 116 bin avro harcanmıştır.</p>

<p>Türkiye Vakıflar Müdürlüğü, bugün Saraybosna'nın en güzel yapılarından birini temsil eden İsa Bey'in hamamının yenilenmesi için 2,5 milyon KM'den fazla yatırım yaptı. Bundan kısa bir süre sonra, Türkiye Vakıflar Müdürlüğü Bosanska Gradiska'daki Derviş-Hanımın medresesinin yenilenmesi için 600 bin KM yatırım yaptı.</p>

<p>TİKA bugüne kadar 50 milyon KM daha yatırım yaptı.</p>

<p>Sadece doğrudan yatırımlara bakıldığında, burada belirtilenler dışında Türkiye, Bosna Hersek'teki yatırımların değeri açısından 11. sırada yer alıyor. &nbsp;Önde gelen yatırımlar arasında bugün 910 kişinin çalıştığı 110 milyon avroluk yatırımla “Natron-Hayat“ yer alıyor. Lakavac'ta 510 kişinin doğrudan, 350 ise dolaylı olarak çalıştığı 150 milyon avroluk yatırımla “Şişecam Soda“ var. Ziraat Bankası 32 şubesi ve 240 milyon KM ödenmiş sermayesi ile Bosna Hersek'in önde gelen bankalarından biri.</p>

<p>Ek olarak, bir anaokuluna,&nbsp;kısa bir süre öncesine kadar ilkokul ve liseye&nbsp;(Türkiye Maarif Vakfına devredildi) ve&nbsp;Uluslararası Saraybosna Üniversitesi'ne sahip olan Saraybosna&nbsp;Eğitim Geliştirme Vakfı (SEDEF) de eğitim faaliyetleri alanında önemli bir Türk kuruluşu olarak dikkat çekmektedir. SEDEf okullarının &nbsp;toplam&nbsp;yatırım değeri 40 milyon avroyu bulmaktadır.</p>

<p>Türk okullarından bir diğeri de Saraybosna'da anaokulu, ilkokulu ve lise seviyesinde eğitim veren Türkiye Maarif Vakfına bağlı okullardır.&nbsp;Maarif&nbsp;okullarının yatırımı 2,5 milyon avroyu aşmıştır.</p>

<p>Türk Kızılay 140'tan fazla ülkeye yardım ediyor. Kızılay da&nbsp;Bosna Hersek Kızılhaçına bugüne kadar 650 bin dolara yakın&nbsp;mali yardım sağlamıştır.</p>

<p>Diğer şeylerin yanı sıra, Türkiye Cumhuriyeti'nden burslu olarak Türkiye'de eğitim gören gençler de var. 1992-2019 yılları arasında Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) bu bölgeden toplam 991 öğrenciye burs vermiştir.</p>

<p><strong>Balkan News</strong></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/istatistikler-iddialari-curuttu-turkiye-bosna-herseke-yatirimlarda-h4293.html</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Sep 2022 10:35:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2022/09/_87030.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüksek Temsilci Schmidt’in geri adım atmasının arka planı]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/yuksek-temsilci-schmidtin-geri-adim-atmasinin-arka-plani-h3895.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bosna Hersek’te son günlerde en çok tartışılan konu, hiç şüphesiz seçim yasası ve Yüksek Temsilcilik Ofisinin (OHR) başındaki Alman Christian Schmidt’in Bonn yetkilerini kullanarak Boşnakların tamamen aleyhine olacak yasal ve anayasal değişiklikleri yürürlüğe koymak istemesi oldu.</p>

<p>İlk günden itibaren İngiltere ve ABD, Schmidt’in Bonn yetkilerini kullanarak söz konusu ayrımcı yasal ve anayasal değişiklikleri yürürlüğe koymasını alenen isterken, AB üyesi ülkelerin çoğunluğu ise seçim yasasında değişiklik yapılmasını, ancak bunu Bosna Hersekli yerel siyasilerin, dayatma olmaksızın yapması gerektiği tezini savunuyor.</p>

<p>Büyük çoğunluğunu Boşnakların temsil eden siyasi partiler ise Yüksek Temsilci Schmidt’in bu olası hamlesine karşı çıkarak, Bosna Hersek’in birliğinden yana olan herkesi kararı protesto etmeye çağırmıştı. Nitekim, 25 Temmuz’da OHR binası önünde düzenlenen protestoya binlerce insan katılmıştı.</p>

<p>Partilerin art arda yaptıkları açıklamalar ve halkın tepkisi hiç şüphesiz Schmidt’in geri adım atmasında etkili olmuştur. Ancak, basına yansıyan açıklamalardan görülebileceği üzere Schmidt’in geri adım atmasında ya da daha doğrusu aceleci davranmamasında katkıda bulunan bulanan başka bir faktör de Barış Uygulama Konseyinde (PIC) İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkelerini temsil eden Türkiye’nin tutumu gibi gözükmektedir.</p>

<p>Türkiye, gerek tarihi bağlar gerekse aynı dine mensup olmaları nedeniyle her zaman Boşnakları kendine yakın saymıştır, ancak bunu yaparken Bosna Hersek’te bir arada yaşama kültürü, barış ve istikrarın devamlılığını da savunmuş, hiçbir zaman Boşnak, Sırp ya da Hırvat ayrımı gözetmemiştir. Türkiye için en önemli husus, Bosna Hersek’in ve hatta tüm Balkanlar’ın barışı, huzuru ve istikrarıdır.</p>

<p>Tam da bu noktada, Schmidt’in dayatmayı düşündüğü yasal değişiklikler, yaraların hala çok taze olduğu Bosna Hersek’te yeniden fitili ateşleyeceğinden, doğrudan ayrımcılıklara neden olacağından, Boşnakları çoğunlukken azınlık konumuna düşüreceğinden ve belki de Boşnaklara yönelik bir apartheid oluşmasına neden olacağından Türkiye ve temsil ettiği İslam ülkeleri, hem usule, yani Bonn yetkileri kullanılmasına, hem de değişiklikteki içeriğe karşı çıktı.</p>

<p>Bunun en önemli kanıtı ise ülkedeki en büyük Boşnak partisi konumundaki Demoratik Eylem Partisi (SDA) Genel Başkanı Bakir İzetbegoviç’in açıklamaları oldu. Zira İzetbegoviç, 25 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Schmidt’in seçim yasasındaki değişiklikleri dayatmasının, “kendilerini daha önce yapmadıkları şeyleri yapmaya zorlayacağını” söylerken, her ihtimale karşın Türkiye ile bir eylem planı hazırladıklarını da belirtmişti. İzetbegovic, böyle bir durumda PIC üyesi Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçisinden söz konusu yasal ve anayasal değişikliklere karşı çıkmasını talep edeceğini açık bir şekilde dile getirmişti.</p>

<p>Sonuç olarak, Boşnaklar PIC’de değişiklikleri destekleyen ABD ve İngiltere ile kararlı bir tutum takınamayan Avrupa ülkeleri karşısında, Türkiye ve İİT üyesi ülkelerin desteğini aldılar.</p>

<p>Nitekim, tüm bu yaşananların akabinde, Schmidt de DW’ye verdiği son röportajında, aslında kendi planı olan yüzde 3 seçim barajının uygulanabilir olmadığını ve farklı bir yol belirlenmesi gerektiğini belirtti. Bosnalı yerel politikacılara yönelik baskısını da artıracağını vurgulayan Schmidt, Bonn yetkilerinin kendisinde saklı olduğunu ve kullanabileceğini de yineledi.</p>

<p><strong>Nedir bu yasal değişiklikler?</strong></p>

<p>Öncelikle öngörülen yasal değişikliklerden biri yüzde 3 seçim barajı. Buna göre, eğer Bosna Hersek Federasyonu (FBIH) entitesindeki herhangi bir kantonda, son yapılan 2013 nüfus sayımına göre bir etnik grup toplam entite nüfusunun yüzde 3'ünün altında ise o kantondan FBIH Halklar Meclisine milletvekili seçilemeyecek. Bu arada, mevcut yasaya göre her kantonun bir Boşnak, bir Sırp ve bir de Hırvat üye çıkarma hakkı bulunuyor.</p>

<p>Yeni yasa ise şu anlama geliyor:</p>

<p>- Posavina, Bosna-Podrinje ve Batı Hersek kantonlarından FBIH Halklar Meclisi'ne Sırp temsilci seçilemeyecek.</p>

<p>- Una Sana ve Bosna-Podrinje kantonlarından Hırvat temsilci seçilemeyecek.</p>

<p>- Posavina, Bosna-Podrinje, Batı Hersek ve Kanton 10 kantonlarından Boşnak vekil çıkmayacak.</p>

<p>- Bosna-Podrinje kantonundan hiçbir kurucu halkın milletvekili çıkaramayacak olması ise doğrudan anayasaya aykırı.</p>

<p><strong>Hırvatlar tek söz sahibi olacak</strong></p>

<p>FBIH entitesinin başkan ve yardımcılarının seçiminde de değişikliler öngörülüyor.</p>

<p>Söz konusu değişiklikle ırkçı Hırvat Demokrat Birliği (HDZ), FBIH entitesinde hükümetin kurulmasında kilit faktör haline gelecek. HDZ, gelecek dönemde, tıpkı bir önceki dönemde olduğu gibi, FBIH başkan ve yardımcıları seçiminden anayasa mahkemesi üyelerinin atanmasına kadar birçok şeyi engelleyebilecek.</p>

<p>Mevcut yasaya göre, Halklar Meclisi'ndeki Boşnak, Sırp ve Hırvat gruplar, üçte iki çoğunluğu sağladıkları takdirde başkan ve yardımcıları için aday çıkarabiliyor.</p>

<p>Yeni yasa ile HDZ, Hırvat grubunda her daim çoğunluğa sahip olacağından her defasında daha ilk turda aday çıkarabilecek. Hırvatlar dışındaki grupların ise aday çıkarması için 8 vekilin desteğini alması gerekecek. Bu, HDZ'nin her zaman FBIH başkanı ve başkan yardımcılarına sahip olacağı anlamına geliyor.</p>

<p><strong>Boşnakların yönetim hakkı ellerinden alınıyor</strong></p>

<p>2013'teki son nüfus sayımına göre, ülke nüfusunun yüzde 50'sini Boşnaklar oluştururken, bu oran FBIH entitesinde yüzde 70'in üzerinde. Ancak, entite nüfusunun yüzde 70'ini oluşturmalarına rağmen, yeni yasa ile yüzde 22 nüfusa sahip Hırvatlar, entitedeki neredeyse tüm kontrolü ellerine alacak. Republika Srpska (RS) entitesinde de Boşnakların azınlık olduğu ve yönetimde söz sahibi olmadıkları göz önüne alınacak olursa Boşnak nüfusun çoğunlukta olduğu bir ülkede Boşnakların söz hakkı ellerinden alınmış olacak.</p>

<p>OHR'nin bu olası hamlesi, uzun vadede bir arada yaşama kültürünü de yıkabileceği gibi yeni çatışmalara da zemin hazırlayabilecek.</p>

<p><strong>Kayhan Gül - BalkanNews</strong></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/yuksek-temsilci-schmidtin-geri-adim-atmasinin-arka-plani-h3895.html</guid>
      <pubDate>Fri, 29 Jul 2022 10:32:37 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2022/07/yuksek-temsilci-schmidtin-geri-adim-atmasinin-arka-plani_7a187.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[&quot;Dayatılmak istenen&quot; seçim yasası Boşnaklar için ne anlama geliyor?]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/dayatilmak-istenen-secim-yasasi-bosnaklar-icin-ne-anlama-h3859.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Balkan ülkesi Bosna Hersek'te son günlerde en çok tartışılan konu, Yüksek Temsilci Christian Schmidt'in Bonn yetkileri</span></span><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">ni kullanarak dayatmayı planladığı yeni seçim yasası.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Ülkedeki&nbsp;</span></span><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Boşnak siyasi partileri başta olmak üzere, Hırvat ve Sırplar dışında sağ ya da sol görüşlü neredeyse tüm&nbsp;partilerin tepkisini çeken bu yeni yasa neleri öngörüyor?</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Alman Yüksek Temsilci Schmidt'in bugün&nbsp;açıklayacağı ileri sürülen yeni seçim yasası, özellikle Hırvatların işine yaradığı ve ülkede üçüncü bir entitenin önünü açtığı için "ırkçı" bir yasa olarak görülüyor ve Boşnakların neredeyse yönetimdeki tüm haklarını ellerinden alıyor.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Peki ama "ülkenin kaderini değiştireceği"&nbsp;söylenen bu yeni yasa neler getiriyor?</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Alınan duyumlara göre, Schmidt'in bu yasa hamlesi, şu ana kadar Amerikan ve İngiliz temsilciler tarafından desteklenirken, Barış Uygulama Konseyi (PIC) üyesi diğer ülkeler bunu desteklemiyor.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"></p>

<p style="margin:0cm"></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><strong>Yüzde 3 baraj!</strong></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Öncelikle öngörülen değişikliklerden biri yüzde 3 seçim barajı olacak.&nbsp;</span></span><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Buna göre, eğer Bosna Hersek Federasyonu (FBIH) entitesindeki herhangi bir kantonda, son yapılan&nbsp;2013 nüfus sayımına göre&nbsp;bir etnik grup toplam entite nüfusunun yüzde 3'ünün altında ise o kantondan FBIH Halklar Meclisine milletvekili&nbsp;seçilemeyecek. Yani, bir kantondaki Boşnak, Sırp ya da Hırvat nüfusu, yüzde 3'ün altında ise&nbsp;o kantondan o etnik gruba ait temsilci olmayacak.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Irkçı Hırvat partisi HDZ, daha önce bu barajın yüzde 5 olmasını teklif etmişti.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Bu arada, mevcut anayasaya göre ise her kantonun bir Boşnak, bir Sırp ve bir de Hırvat üye çıkarma hakkı bulunuyor.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"></p>

<p style="margin:0cm"></p>

<p style="margin:0cm"><strong><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Yeni yasa ise şu anlama geliyor: </span></span></strong></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">- Posavina, Bosna-Podrinje&nbsp;ve Batı Hersek kantonlarından FBIH Halklar Meclisi'ne Sırp temsilci seçilemeyecek.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">- Una Sana ve Bosna-Podrinje&nbsp;kantonlarından&nbsp;Hırvat temsilci seçilemeyecek.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">- Posavina, Bosna-Podrinje, Batı Hersek ve Kanton 10 kantonlarından&nbsp;Boşnak vekil çıkmayacak.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">-&nbsp;Bosna-Podrinje&nbsp;kantonundan hiçbir kurucu halkın&nbsp;milletvekili çıkaramayacak olması ise&nbsp;doğrudan anayasaya aykırı.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"></p>

<p style="margin:0cm"></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><strong>Hırvatlar tek söz sahibi konuma mı geliyor?</strong></span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">FBIH entitesinin başkan ve yardımcılarının&nbsp;seçiminde de değişikliler öngörülüyor.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Söz konusu&nbsp;değişiklikle ırkçı Hırvat partisi HDZ, FBIH entitesinde hükümetin kurulmasında kilit faktör haline gelecek. HDZ, gelecek dönemde, tıpkı bir önceki dönemde olduğu gibi, FBIH başkan ve yardımcıları seçiminden anayasa mahkemesi üyelerinin atanmasına kadar birçok şeyi engelleyebilecek.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Mevcut yasaya&nbsp;göre, Halklar Meclisi'ndeki Boşnak, Sırp ve Hırvat gruplar, üçte iki çoğunluğu sağladıkları takdirde başkan ve&nbsp;yardımcıları&nbsp;için aday çıkarabiliyor. Bu liste&nbsp;önce Temsilciler Meclisi'nde, akabinde de Halklar Meclisi'nde güvenoyu alıyor. Eğer listeler, yeterli desteği&nbsp;bulamazsa süreç baştan tekrarlanıyor.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Uluslararasu toplum aslında tam da bunu&nbsp;değiştirmek istiyor.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Başkan ve yardımcıları, 6 vekil yerine 8 vekilin oyu ile seçilebilecek. Yüksek Temsilcinin&nbsp;kanun teklifinde ise şu ifadeler de yer alıyor:</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><em><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">"Eğer gruplardan biri 30 gün içinde aday çıkaramazsa, gerek duyulan vekil sayısı 5’e düşürülecek. Eğer bu da başarılı olmazsa 30 ek gün verilecek ve iki vekilin desteği yeterli sayılacak.”</span></span></em></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Yeni yasa ile&nbsp;HDZ, Hırvat&nbsp;grubunda her daim çoğunluğa sahip olacağından her defasında daha ilk turda aday çıkarabilecek. Hırvatlar dışındaki grupların ise aday çıkarması için 8 vekilin desteğini alması gerekecek. Bu,&nbsp;HDZ'nin her zaman FBIH başkanı ve başkan yardımcılarına sahip olacağı anlamına geliyor. Burada, başkan ve yardımcılarının imzası ve teklifi ile başbakan ve hükümetin&nbsp;kurulduğunu da hatırlatmakta fayda var.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"></p>

<p style="margin:0cm"></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><strong>Boşnakların yönetim hakkı ellerinden mi alınıyor?</strong></span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">2013'teki son nüfus sayımına göre, ülke nüfusunun yüzde 50'sini Boşnaklar oluştururken, bu oran FBIH entitesinde yüzde 70'in üzerinde.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Ancak, entite nüfusunun yüzde 70'ini oluşturmalarına rağmen, yeni yasa ile yüzde 22 nüfusa sahip Hırvatlar, entitedeki neredeyse tüm kontrolü ellerine alacak.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Republika Srpska (RS) entitesinde de Boşnakların azınlık olduğu ve yönetimde söz sahibi olmadıkları&nbsp;göz önüne alınacak olursa&nbsp;Boşnak nüfusun çoğunlukta olduğu bir ülkede Boşnakların söz hakkı ellerinden alınmış olacak.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">RS'nin soykırım, katliam ve insanlığa karşı suçlar üzerine inşa edildiğini dikkate alacak olursak, yeni seçim yasası ile aslında 1992-1995 savaşında ülkeyi savunan Boşnak Müslümanlar, neredeyse yönetimdeki tüm&nbsp;yetkilerini kaybetmiş olacaklar.&nbsp;OHR'nin bu olası hamlesi, uzun vadede bir arada yaşama kültürünü de yıkabileceği gibi yeni çatışmalara da zemin hazırlayabilecek.</span></span></p>

<p style="margin:0cm"></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><strong>Kayhan Gül - BalkanNews</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/dayatilmak-istenen-secim-yasasi-bosnaklar-icin-ne-anlama-h3859.html</guid>
      <pubDate>Tue, 26 Jul 2022 09:00:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2022/07/dayatilmak_istenen_secim_yasasi_bosnaklar_icin_ne_anlama_geliyor_h3859_eb15a.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Srebrenitsa&#039;da modern tarihin en büyük Satanist ritüeli mi yapıldı?]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/srebrenitsa-da-modern-tarihin-en-buyuksatanistritueli-mi-h3685.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Srebrenitsa'daki soykırımın tanıklarından olan bir Sırp askerinin kan dondurucu ifadeleri, Srebrenitsa’da modern tarihin en büyük&nbsp;Satanist&nbsp;ritüelinin gerçekleştirilmiş olabileceğini&nbsp;ortaya koyuyor.</p>

<p>2006 yılında Bosna Hersek İslam Birliği’nin yayın organı olan Preporod gazetesinin “Nikola” adlı bir Sırp askerinin ifadelerini nakleden “Srebrenitsa sunağının kanı” başlıklı yazısı, Srebrenitsa’da binlerce Müslümanın devasa bir ritüelde kurban edildikleri iddiasına yer vermişti.</p>

<p>12 Temmuz 1995 tarihi itibarıyla Srebrenitsa’ya giriş yapan “Yıldız” adlı Sırp ölüm timinin üyelerinden olan Nikola, gece vakti esir alınan binlerce Müslüman erkeği Srebrenitsa yakınlarındaki bir tepeye taşıdıklarını ve&nbsp;burada hepsini katlettiklerini anlattı. Tepeye tırmanırken çok zorlandıklarını ve çıktıkları yerde yaklaşık üç metre yükseklikteki 12 dikili taşın bulunduğu taştan inşa edilmiş bir platoya geldiklerini anlatan Nikola, kanlar içindeki cenazeleri buraya yerleştirme emri aldıklarını ve burada dev bir ateş yakıldığını kaydetti.</p>

<p>12 Temmuz’u 13 Temmuz’a bağlayan gece gerçekleşen olayları dehşet içerisinde naklettiği bildirilen Nikola, “Srebrenitsa’da hapsedilmiş erkeklerin tutulduğu BM’nin toplama kampına geldiğimizde hava zaten kararmıştı. Bin kişi kadardık, hepimiz mitralyözlerle mücehhez halde ve tanklar refakatindeydik. Birkaç bin Müslüman vardı ve hepsi bağlı halde ve çıplaktı. Hepsini Srebrenitsa’nın hemen yanındaki tepeye götürdük. Tepeye geldiğimizde mitralyözlerle ve elimizde ne varsa hepsiyle ateş etmeye başladık. Sinekler gibi düştüler yere. Sinekler gibi... Sonra iş makineleriyle hepsini taş platoya taşıdık. Saatler sürdü. Her şey gece saat 3’e kadar tamamlanmıştı. Sonrasında korkunç bir şey yaşandı. Çok daha korkunç ve inanılması güç bir şey. İnsanlarla dolu helikopterler geldi. Şeytani bir festival gibi, vampir&nbsp;balosu gibi bir şey. Tanrı’ya&nbsp;şerefim üstüne yemin ederim ki öyle” diye konuştu.</p>

<p>Bu şeytani ritüelin hazırlık sürecinde bilinçsiz şekilde görev alan arkadaşlarının tamamının tuhaf bir&nbsp;şekilde, kiminin kurşun yarasıyla kimin de esrarengiz hastalıklar sonucu öldüğünü ve olayların hayatta kalan tek şahidinin kendisi olduğunu anlatan Nikola, “O gece tepeye inen on kadar helikopterden, farklı renk ve milletlerden insanlar inmeye başladı. Bu kadar farklı insanı bir arada gördüğüm olmamıştı, aralarında bizimkilerin yanı sıra Avrupalılar, siyahiler, sarışınlar, esmerler, sarı ırktan olanlar; belki Japonlar, belki Çinliler belki de her ikisi...&nbsp;&nbsp;Yakılan ateş tüm tepeyi aydınlatıyordu. Ölü insanlarla dolu taş platoyu görebiliyordum. Platonun hemen altında ise takım elbiseli ve kravatlılardan oluşan, özel silahlı ve yanlarında siyah köpekleri olan komandolar tarafından korunan tipler vardı. Üç kişilik iki saf oluşturuyorlardı sanırım. Sonra onlara siyah pelerinler getirdiler, sanıyorum üstleri tüylerle süslüydü. Bu pelerinlerin sırt kısmında, eğer doğru gördüysem beş köşeli yıldız vardı. Sonra önlerine yaşlı biri geçti. Böylece 13 saf olmuşladı. Yaşlı adamın boynuna canlı olduğunu düşündüğüm bir yılan sarılıydı&nbsp;çünkü hareket ettiğini görebiliyordum. Bu yaşlı adam galiba grubun lideriydi çünkü onlara bir şeyler anlatıyor, bağırıyor ve sonra da cesetlerle dolu platoya dönerek kana bulanmış direklere dokunuyordu. Sorna göğe ve ateşe baktı. Cebinden çıkardığı kitaptan yüksek sesle garip ve bilmediğim bir lisanda bir şeyler okudu ve diğerleri de onun ardından tekrar etti. Bunlar ne kadar sürdü bilemiyorum ama korktuğumu hatırlıyorum. Sonra birden bu toplantı benzeri şeye son verdiler ve komandolar ile köpeklerin eşliğinde tepeden inerek helikopterlere bindiler. Helikopterler gitti ama biz, çakılmış gibi olduğumuz yerde kaldık” dedi.</p>

<p>Ölüm timinin ertesi gün Srebrenitsalı erkeklerin cesetlerini kamyonlara doldurup tepeden indirdiğini ve taş platoyu dinamitle imha ettiklerini anlatan Nikola, kana bulanan kayaların tamamının Drina nehrine atıldığını ve cesetlerin de farklı yerlere taşındığını&nbsp;söyledi.</p>

<p>İbrahim H. Aydoğan - Balkan News</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/srebrenitsa-da-modern-tarihin-en-buyuksatanistritueli-mi-h3685.html</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Jul 2022 09:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2022/07/srebrenitsa_da_modern_tarihin_en_buyuksatanistritueli_mi_yapildi_h3685_9c442.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’nin Rus-Ukrayna savaşındaki rolüne Balkanlar&#039;dan bakış]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/turkiyenin-rus-ukrayna-savasindaki-rolune-balkanlar-dan-bakis-h3315.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda güttüğü orijinal ve dinamik siyasetiyle, geçmişte savaşan taraflardan sadece birini tutup daha sonra onların ortak Osmanlı karşıtı komplolarının kurbanı olmuş bazı Osmanlı padişahlarının düştüğü tuzağa düşmemeye çalışıyor. Evet, 19. ve 20. yüzyıllardaki bazı Osmanlı padişahları yanlış ittifakların ve aralarındaki rekabetlere ve çatışmalara rağmen, hepsi Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ve Osmanlı topraklarının sömürge düzeni içinde paylaşımını hedefleyen Düvel-i Muazzaman’nın kurbanı olmuşlardır. Rusya Osmanlı’dan Kırım’ı koparmakla kalmadı, Kafkasya’yı da isgal edip oralardan milyonlarca Müslüman’ı soykırıma uğratıp sürdü. Bazen Avusturya-Macaristan’ın, bazen Britanya ve Fransa’nın yardımıyla Rusya Balkanlar’da Ortodoks veya İslav mahiyetli uydu devletler kurdurup (Yunanistan, Karadağ, Romanya, Sırbistan, Bulgaristan) Osmanlı Devleti’ni parçalamak için takoz olarak kullandı. Rusya’nın ve Rusyacı uydu devletlerinin gerçekleştirdikleri işgaller soykırımla sonuçlandı. Justin McCarthy 1821-1923 arasında işgal edilen Osmanlı topraklarında beş milyon Müslüman’ın katledildiğini gösteren belgeler sunar. Sürülenlerin sayısı ise bunun birkaç katıdır.</p>

<p>Öte yandan, Britanya ve Fransa, gizli Sykes-Picot Anlaşmasıyla Osmanlı idaresi altındaki Arap topraklarını parçalayıp ganimet gibi aralarında paylaştılar. Büyük bir Arap devletinin başında halife yapacakları vaadiyle kandırıp Osmanlı’ya karşı savaştırdıkları Şerif Hüseyn’i de aldattılar.</p>

<p>Aslında Birinci Dünya Savaşı’nda Britanya ve Fransa’nın hedefi Osmanlı Devleti’nin sadece topraklarını paylaşmak değil, kendisini de tamamen ortadan kaldırmaktı. Bunun için de Rus Çarı 2. Nikola’yı İstanbul Anlaşması (1915) çerçevesinde İstanbul’u işgal edip Boğazlar’ı ele geçirmeye ikna ettiler. Bu uğursuz anlaşma sağlandı sağlanmasına, fakat Bolşevik Devrimi bu planları bozdu ve Çar Nikola Panslavist hırslarını hayatıyla ödedi. Lenin ise Çarlık Rusyası’nın imzaladığı komplo anlaşmalarından çekildi. Türklere karşı son komplo, barış görüşmeleri esnasında dahi Yunanistan’ı Anadolu topraklarını işgale ikna eden Britanya Başbakanı Lloyd George tarafından denendi ve Yunanların hezimetiyle sonuçlandı.</p>

<p>Bir ulus devlet olarak hayatta kalmasına rağmen, Türkiye’ye kurulan komplolar İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da bitmedi, bir o bloktan bir bu bloktan devam etti. Bunların sonuncusu bazı Batılı istihbarat teşkilatlarının da parmağı olduğunun anlaşıldığı 15 Temmuz 2016 darbe girişimiydi.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan belli ki Osmanlı Devleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşadıkları bütün trajik vakaları iyi biliyor ve bunun için de tek kağıtla oynamıyor. NATO ile birlikte, fakat Rusya’ya embargo koymuyor. Rus savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişine izin vermiyor, fakat en güvenilir arabuluculardan biri olarak görülüyor. Ukrayna’ya Bayraktar TB2’leri veriyor, fakat Rusya’dan gaz alımına da devam ediyor.</p>

<p>Siyasetinin insani tarafında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın barış için çokça çabaladığı görülüyor. Oysa egoist bir yaklaşımla savaş Türkiye’ye barıştan çok daha fazla fayda sağlayabilir. Neden? Çünkü Rusya Türkiye için her zaman potansiyel bir tehlike olup, zayıflaması Türkiye’nin stratejik çıkarlarına daha uygundur. Fakat Batı’nın Rusya’ya karşı kesin bir zaferi de Türkiye için istenen bir sonuç değil gibi görünüyor, çünkü geçmişteki acı tecrübelerini düşünürsek, böyle bir durumda istikrarsızlaştırma sırası Türkiye’ye gelebilir. Bunun mantıksal bir öngörü mü yoksa acı tecrüblerin beslediği bir paranoya mı olduğu pek açık değildir. Her halükarda son yıllarda Almanya ve özellikle Fransa, duruma göre de ABD, Türkiye’ye karşı ilkeleri çiğneyen istikrarsızlaştırıcı baskılara başvurmuşlardır. Türkiye’nin AB’nin dışında tutulması, dışlayıcı bir strateji olarak öngörülmüştür, fakat istenen sonuçları vermemiş gibi görünüyor çünkü Türkiye AB’nin dışında kalarak da ekonomik bir dev ve önemli bir jeostratejik aktör olmayı başarmıştır.</p>

<p>Son olarak: Türkiye’nin Ukrayna ve bölgedeki mevcut siyaseti Kosova’ya yardımcı mahiyette mi? İşte bu, tabir-i caiz ise, milyonluk sorudur. Benim mütevazı cevabım şudur: Eğer Rusya ve Batı bu savaştan tükenmiş olarak çıkarsa, Türkiye’nin güçlenmiş durumu Kosova’nın devlet olarak hayatta kalmasına yardımcı olacaktır çünkü Rus baskısı bu durumda zayıflamış olacaktır. Eğer Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgal ve ilhak etmesine izin verilirse, o zaman Bosna’daki Republika Srpska’nın Sırbistan’a katılmasına ve Sırbistan’ın Kosova’nın kuzeyini ilhak etmesine izin verilmesi beklenebilir ki bu durumda Türkiye’nin bu senaryoyu engelleyemeyecektir. Demek ki Rusya Ukrayna’da aynı zamanda AB ve NATO bedeninde metastazlar tetikleyebilecek Büyük Sırbistan için de savaşmakta. Fakat Rusya Ukrayna’da kaybederse, (içinde Türkiye’nin de olduğu) NATO Balkan’ın tamamını şemsiyesine alacak ve bu durum Kosova’da yeni bir Sırp-Arnavut savaşı tehlikesini bertaraf edecektir. Sonuç olarak, Türkiye’nin Rus-Ukrayna Savaşı’nda bir barış faktörü olarak, NATO içinde istikrar faktörü olarak ve, oynadığı rol günün birinde Brüksel tarafından doğru takdir edelirse, AB içinde bir reform faktörü olarak güçlenmesi Kosova’nın stratejik çıkarına uygun bir durumdur. (2 Haziran 2022).</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/Yeni-Proje-2022-06-06T120941.280.png" /></p>

<p><strong>Milazim Krasniqi kimdir?</strong></p>

<p>Milazim Krasniqi (1955) Priştine Üniversitesi’nde gazetecilik ve edebiyat profesörüdür. 2004 yılında Filoloji Fakültesi Gazetecilik Bölümünde doktora derecesini almış, 2006-2019 yılları arasından aynı bölümün başkanlığını yapmıştır.</p>

<p>Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi Medya Enstitüsü kurucusu ve Media adlı derginin ilk editörüdür. Prof. Krasniqi, 2001-2009 yılları arasında Kosova Radyo Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanlığı, 2008-2010 yıllarında ise Priştine Üniversitesi Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.</p>

<p>Şiir, roman, piyes, araştırma ve yayıncılık alanında yayımlanan kırkın üzerindeki kitaplarından bazıları şunlardır: Letërsia dhe besimet fetare (Edebiyat ve Dini İnançlar), Soneti në poezinë shqipe Arnavut Şiirinde Sone), Islami i keqkuptuar dhe fatkeqësia botërore (Yanlış Anlaşılan İslam ve Dünyanın Felaketi), Fotografitë e kujtimeve (Hatıra Fotoğrafları), Rulet rus për Ali Pashën (Ali Paşa İçin Rus Ruleti), Monedha e Gentit (Genti Sikke), Nacionalizmi shqiptar (Arnavut Milliyetçiliği), E kujt është kjo kulturë (Bu Kültür Kimin). Krasniqi ayrıca yükseköğrenime yönelik şu kitapların müellifidir: Hyrje në Gazetari (Gazeteciliğe Giriş), Ekskomunikimi si histori e fshehur (Gili Tarih Olarak Aforoz).</p>

<p>Krasniqi, eşi Edibe Krasniqin hanımefendiyle Priştine’de yaşar ve üç çocuk babasıdır.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/turkiyenin-rus-ukrayna-savasindaki-rolune-balkanlar-dan-bakis-h3315.html</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jun 2022 11:52:30 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2022/06/turkiyenin_rus_ukrayna_savasindaki_rolune_balkanlar_dan_bakis_h3315_cbf87.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bosna’da savaş hiç bitmedi]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/bosnada-savas-hic-bitmedi-h2153.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Rahmetli Aliya İzetbegoviç’in ifadesiyle Bosna Hersek, asırlardır iki farklı dünyanın, Doğu ve Batı’nın kesiştiği noktada bulunuyor.</p>

<p>Huntington’ın ünlü “medeniyetler çatışması” tezinde dikkat çektiği bölgeler arasında Ukrayna ile birlikte Bosna da yer alıyor.</p>

<p>Avusturya Macaristan İmparatoruluğu, özel durumu nedeniyle Bosna’yı 1908’e kadar ilhak etmekten kaçınmış, fakat nihayet bu yapıldıktan sonra Bosna’nın işgali Avusturya-Macaristan’a pahalıya mal olmuş ve cihan harbini patlatan kıvılcım, Bosna’da patlamıştı.</p>

<p>Ülkede 1992-95 savaşı sırasındaki&nbsp;barış müzakereleri sırasında Aliya İzetbegoviç’e "kendinize ait, denize çıkışı da olabilecek küçük bir Bosna mı istersiniz yoksa Bosna’nın bir bütün olarak kalmaya devam etmesini mi istersiniz" diye sorulmuştu. Soykırım ve katliamlarla Müslüman nüfustan arındırılan bölgeleri terk etmek istemeyen Aliya İzetbegoviç, Bosna’nın asırlarca korunan sınırlarının değiştirilmesi teklifini reddetmişti.</p>

<p>Adil olmasa da savaşın devam etmesinden daha adil olarak gördüğü barış anlaşmasını&nbsp;imzalayan Aliya İzetbegoviç, İsviçre benzeri tarafsız ve hatta ordusuz bir Bosna Hersek hayali kuruyordu.</p>

<p>İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Foça kentinde hiç Müslüman kalmadığını fakat 1992’deki savaş dönemine kadar Müslümanların burada tekrar çoğunluk haline geldiklerini göz önünde bulunduran Aliya, yarım asır içerisinde Bosna’nın tekrar eski homojen ve bölünemez&nbsp;haline kavuşacağını öngörüyordu.</p>

<p>Fakat doğum oranlarının sürekli düştüğü, insanların kitleler halinde Batı Avrupa ülkelerine göç ettiği ve mültecilerin geri dönüşünün beklenildiği ölçüde gerçekleşmediği bir ortamda bu ideal henüz gerçekleşmedi.</p>

<p><b>Bosna’daki krizin nedeni ne?</b></p>

<p>Bosna Hersek’in savaş döneminden bu yana en derin siyasi krizle karşı karşıya olduğu tüm tarafların üzerinde mutabık olduğu bir tespit.</p>

<p>Krizi gün yüzüne çıkaran olay ise eski Yüksek Temsilci Valentin Inzko’nun Srebrenitsa soykırımının inkarını suç sayan bir düzenlemeyi Bosna Hersek parlamentosunu baypas ederek olağanüstü yetkileriyle yasalaştırması oldu.</p>

<p>Fakat asıl neden Srebrenitsa soykırımını inkar yasasından çok daha derin.</p>

<p>Zira Bosnalı Sırp siyasetçiler, Bosna Hersek içindeki beyanlarında inatçı bir tutumla soykırımı inkar etmeye devam edeceklerini beyan ederken, yurt dışındaki açıklamalarında sorunun yasanın içeriği değil kabul edilme biçimi, yani Bosna Hersek'in kendi kurumları tarafından değil yabancılar tarafından geçirilmesi olduğunu ifade ediyorlar. &nbsp;</p>

<p>Hem Bosnalı Sırp liderler hem de Rusya, Bosna Hersek’te Dayton Barış Anlaşması’nda revizyon ve ülkenin üniter ve merkeziyetçi bir yapıya kavuşturulması yönünde bir girişim bulunduğunu iddia ediyor.</p>

<p>Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Dayton anlaşması çerçevesinde Bosna’da Sırplara ait bir entite bulunması nedeniyle Bosna Hersek’in NATO’ya üye olmasının mümkün olmadığını fakat ülkenin üniter bir yapı kazanması halinde nüfusun %35’ini teşkil eden Sırpların ülkenin NATO’ya üyeliğini engelleyemeyeceğini (tıpkı nüfusun %30’unun Sırp olduğu Karadağ örneğinde olduğu gibi) açık açık ifade ediyor.</p>

<p><b>Peki gerçekten böyle bir girişim mevcut mu?</b></p>

<p>Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi’nin eski üyelerinden Haris Silajdzic, Kasım 2021’deki bir açıklamasında Bosna Hersek’te savaşın hiç bitmediğini fakat harbin son safhasına gelindiğini ve halihazırda ülkede devlete ve entitelere ait mülkler ve bu mülkler üzerindeki yetkilerin paylaşılmakta olduğunu&nbsp;<strong><a href="https://ba.n1info.com/vijesti/silajdzic-ovo-je-finale-ovim-pregovorima-se-zavrsava-rat-u-bih/">açıklamıştı</a></strong>.</p>

<p>Nehirler, ormanlar, ekilebilir alanların mülkiyeti konusunun Anayasa Mahkemesi’nin de önünde olduğunu söyleyen Silajdzic, müzakerelerin Bosna Hersek’in 30 ila 40 yıllık geleceğini şekillendireceğini ifade etmişti.</p>

<p>Bosna Hersek Anayasa Mahkemesi’nin Sırp entitesindeki ormanların mülkiyetinin Sırp Cumhuriyeti entitesine ait olmadığına hükmetmesi, Bosnalı Sırpları en çok kışkırtan gelişmelerden biri oldu.&nbsp;</p>

<p>Bosnalı Sırpların, entitenin mülk ve yetkilerinin&nbsp;Anayasa Mahkemesi tarafından gaspedildiği iddiası, Sırbistan ve Rusya tarafından da destekleniyor. Her iki ülkenin Bosna Hersek Anayasa Mahkemesi&nbsp;tarafından illegal ilan edilen sözde Sırp Cumhuriyeti Günü’ne resmi katılım gerçekleştirmeleri de Rusya ve Sırbistan’ın Bosna Hersek Anayasa Mahkemesi’nin otoritesine meydan okuyan&nbsp;tutumlarını sergiler nitelikte.</p>

<p>Sırplar, soykırımı inkar yasasında görüldüğü gibi uluslararası toplumun desteğini alan Boşnakların, Sırp entitesinin altını oyduğu fikrine kapılmış durumda. Sırbistan ve Rusya da Dayton Barış Anlaşması çerçevesinde Bosnalı Sırpların sözde “entiteden gaspedilen” yetkilerini geri alma adımlarını yani Sırp Cumhuriyeti'nin bu yöndeki "siyasi mücadelesini" açıkça destekliyor.&nbsp;</p>

<p>Sırpların "Dayton'ın özüne dönüş" inisiyatifi, Sırp Cumhuriyeti entitesinin Bosna'daki savaş sonrasında olduğu gibi tekrar kendi ordusuna sahip olmasını da öngörüyor ve ülkede yeni bir çatışma senaryosunun en güçlü bileşenini bu oluşturuyor. Fakat hem Bosnalı Sırplar, hem Sırbistan hem de Rusya, altını çizerek "ne pahasına olursa olsun" Bosna'da çatışma istemediklerini ve buna sebep olmayacaklarını ifade ediyorlar.&nbsp;</p>

<p>Bosna Hersek'teki son durumu anlamak için Sırpların da kendi çıkarları aleyhinde tehditler hissettiklerini ve sahip oldukları imtiyazları yitirmeye başladıklarını düşündüklerini anlamak gerekiyor.&nbsp;</p>

<p>İbrahim H. Aydoğan - Balkan News</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/bosnada-savas-hic-bitmedi-h2153.html</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Jan 2022 12:34:18 +0100</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2022/01/bosnada_savas_hic_bitmedi_h2153_b748a.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[&quot;Müslüman&quot; Bosna Hersek Batı’yı rahatsız mı ediyor?]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/musluman-bosna-hersek-batiyi-rahatsiz-mi-ediyor-h1923.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nüfusunun büyük çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Bosna Hersek, hiç şüphesiz 1992-1995 savaşının ardından en büyük krizini yaşıyor. Savaşı sona erdiren Dayton Barış Anlaşması’nın oldukça karmaşık bir siyasi yapı getirdiği ülkede kimin eli kimin cebinde ayırt etmek çok güç.</p>

<p>Neredeyse 4 yıl boyunca birbirine karşı savaşmış Boşnak, Sırp ve Hırvatların “kurucu halklar” olarak kabul edildiği ülke, iki entite, bir distrik ve her birinin kendi hükümetleri olan 10 kantondan oluşuyor.</p>

<p>Karmaşık siyasi sistem, bugün hala Boşnaklara yönelik soykırımı kabul etmeyen, ülkenin egemenliğine ve bağımsızlığına karşı tavır takınan taraflara ciddi yetkiler de sağlıyor. Mesela, sık sık Bosna Hersek’in devlet olmadığını, er ya da geç dağılacağını dile getiren, Srebrenitsa soykırımını tanımayan Milorad Dodik, devletin en üst makamı olan cumhurbaşkanlığı konseyinin Sırp üyesi olarak maaşını yine devletten alabiliyor.</p>

<p>Bosna Hersek’in son dönemde yaşadığı krizin de en temel sebebi şüphesiz Dodik. Eski Yüksek Temsilci Valentin İnzko’nun temmuz ayında soykırımı inkâr edenlere hapis cezası ön gören bir yasa çıkarmasının akabinde önce devlet kurumlarını boykot ile başlayan kriz, gelinen noktada yetkilerin devletten entiteye devri tartışmalarına ulaştı. Dodik’in başını çektiği Sırp entitesinin iktidar ortakları, entite meclisinde aldıkları karar ile mahkeme, vergilendirme ve istihbarat kurumları, ordu gibi kritik alanlardaki yetkilerin devlet düzeyinden entite düzeyine devredilmesi için alenen düğmeye bastı. Açıkça bir başkaldırı, darbe girişimi bu adımlar, söylemdeki bazı tepkiler dışında hiçbir yaptırım getirmedi.</p>

<p>Sürekli Dodik’e “Kırmızı çizgiyi geçersen şöyle yaparız” uyarısı yapan Batı, ya Dodik’in kırmızılarının birçok tonu olduğunu varsayıyor ya da sadece söylemde kalacak tepkiler vererek onu daha da cesaretlendiriyor.</p>

<p><strong>Batı’nın silah ambargosunu hatırlayalım</strong></p>

<p>Eski Yugoslavya dağılma sürecine girdiğinde, Birleşmiş Milletler (BM) 25 Eylül 1991’de aldığı karar uyarınca silah ambargosu uygulamaya başlamış ve bu karar savaş boyunca yürürlükte kalmıştı.</p>

<p>Ülkelerini neredeyse hiç silahsız savunmak zorunda kalan Boşnak Müslümanlar, savaşın ilk yıllarında kendi imkanları ile yaptıkları ya da kurdukları pusular sayesinde ele geçirdikleri silahları kullanmak zorunda kalmışlardı.</p>

<p>Başarılı da oldular.</p>

<p><strong>Sonra da Hollanda’nın soykırımdaki rolünü…</strong></p>

<p>BM’nin ve bünyesindeki Hollandalı askerlerin 8 binden Boşnak sivilin hunharca katledildiği soykırımdaki rolü de sürekli tartışılan meselelerin başında geliyor.</p>

<p>Sırpların Temmuz 1995’te Srebrenitsa’yı ele geçirmesinin akabinde Hollandalı BM askerlerine sığınan Müslüman Boşnaklar, sonu düşünülmeden Sırplara teslim edilmişti.</p>

<p>Filmlere de konu olan bu olay, Hollanda’daki mahkemelerce de kısmen kabul edilmiş, Hollanda devleti Srebrenitsalı kurban yakınlarına tazminat ödemek zorunda kalmıştı.</p>

<p>Ayrıca, NATO’nun da Dayton imzalandıktan sonra “barışı korumak” adına ülkeye 60 bin asker gönderdiğini, Bosnalı Sırp mevzilerine hava müdahalesi için soykırım ve katliamlar yaşanmasını beklediğini hatırlamak gerek.</p>

<p>Öte yandan, savaşın son dönemlerine doğru güçlenen Bosna Hersek Cumhuriyeti Ordusu’nun (ARBiH) Mrkonjic Grad’ı alması ve hatta bugün Sırp entitesinin idari merkezi olan Banja Luka’ya kadar gelmesinin akabinde Batılı güçlerin “Devam ederseniz bu kez sizi bombalarız!” tehdidinde bulunduğu da biliniyor.</p>

<p>Acaba planları mı bozulmuştu?</p>

<p>Yine Dayton görüşmelerinde anlaşmanın merhum Boşnak lider Aliya İzetbegoviç’e yine Batılı güçler tarafından nasıl dayatıldığı da biliniyor. Zira Aliya’nın, “Bu adil bir barış değil, ama savaşın sürmesinden daha adil!” sözleri, herkese anlaşmanın hangi şartlarda imzalandığını gösteriyor.</p>

<p><strong>Peki ya Fransızlar?</strong></p>

<p>Merhum Aliya, savaş döneminde görev yapan iki Fransız cumhurbaşkanını, Francois Mitterand ile Jacques Chirac’ı birbirinden net bir şekilde ayırıyor:</p>

<p>“Mitterand ve Chirac, iki farklı insan ve Bosna’ya yönelik iki farklı siyaset. Burada başlıca faktörün Sırplar ve Sırbistan ile münasebetlerinin farkı olduğunu düşünüyorum. Mitterand açısından bu münasebet, Fransızlar ve Sırpların aynı tarafta yer aldığı birinci ve ikinci dünya savaşlarına ilişkin hatıralarla şekilleniyordu. Bazıları buna “silah arkadaşlığı” diyordu. Belki Chirac da buna benzer hisler taşıyordu, ancak bu daha taze bir anıyla bastırılmıştı: Sırpların Nisan 1995’te Pale’de direklere bağladıkları Fransız askerlerinin görüntüsü. Bu Fransa ve Fransız ordusuna yapılmış büyük bir aşağılamaydı ve Chirac bunu affedemedi.”</p>

<p>Öte yandan, 28 Haziran 1992’de kuşatma altındaki Saraybosna’yı ziyaret eden Mitterand’ın havalimanında Radovan Karaciç ve Ratko Mladiç’le görüştüğünü dikkate alacak olursak, Boşnaklar Fransız liderin bu ziyareti aslında uluslararası toplumun Sırplara saldırılarını engellemek için yaptığını düşünmesi hiç de yanlış olmaz.</p>

<p><strong>Uluslararası toplum Dodik’i cesaretlendiriyor</strong></p>

<p>Dodik’in Sırp entitesine bağımsızlık vereceği, Bosna Hersek’ten ayıracağı söyleminin geçmişi 10 yıl öncesine kadar uzanıyor. Batı’nın yaptırım tehdidinden çekinmeyen ve hatta bunu lehine çevirip halkının gözünde daha da kahraman olan Dodik, meşhur kırmızı çizgisini her defasında daha ileri taşıyor.</p>

<p>Bağımsızlık için referandum yapacağını yıllar önce söyleyen ve anayasaya aykırı olmasına rağmen referandumu yapan Dodik’e özde hiç kimse hiçbir şey yapmadı.</p>

<p>Son krizde kurumları bloke etti, yine söylemler eyleme dönüşmedi.</p>

<p>Ordu, istihbarat, vergi kurumu ve mahkeme yetkilerini entite düzeyine çekeceği diyerek alenen paralel yapılanmaya gideceğini söyledi yine bir şey olmadı. Bir şey olmadığını/olmayacağını gören Dodik’in bir sonraki hamlesi gerçekten endişeyle bekleniyor.</p>

<p>Bazı AB ülkeleri Dodik’e yaptırım talep etse de başka bazı üyelerin veto etmesi sonucu yaptırım kararı çıkmadı. Uluslararası toplumun hiçbir şey yapmaması Dodik’i daha da cesaretlendirdi.</p>

<p><strong>Avrupa’nın göbeğinde "Müslüman" bir ülke...</strong></p>

<p>Hem Bosna’daki savaş sırasında hem de günümüzde uluslararası toplumun tutumunu dikkate aldığımızda Batı’nın burada, yani Avrupa’nın göbeğinde, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülke istemediği düşüncesi akla geliyor.</p>

<p>1992’de elinde hiçbir silah gücü olmayan bir halka Avrupa’nın en büyük ordularından biri olan Yugoslav ordusu tarafından saldırıldığında ambargo uygulandı, Müslümanların yok edilmesine sessiz kalındı. Sonra Müslüman Boşnaklar, Sırpların yoğun yaşadıkları yerleri almaya başlayınca, nedense savaş ağabeyler tarafından durduruldu.</p>

<p>Osmanlıların bölgeden çekilmesinin akabinde dört yanı "düşmanla" çevrili kalan Boşnaklar, yoksa Batı’yı rahatsız eden bir çıban mı? Batı, bugün yeniden savaş çıkmasına müsaade edecek mi? Bir kez Batı’nın ambargo tokadını yiyen Boşnaklar bugün savaş çıksa ne kadar hazır? Sırpları “yakın dostları” Rusya alenen desteklerken, Batılı ülkeler kış ortasında doğalgazın kesilmesinde mi korkuyor da ses çıkarmıyor?</p>

<p>Muhtemelen bu sorulara herkesin vereceği farklı cevaplar olacaktır.</p>

<p><strong>Son olarak,</strong> bir defasında uluslararası ilişkiler&nbsp;hocası Boşnak bir tanıdığım şöyle demişti:</p>

<p>“Biz Müslüman Boşnaklar, Batılılara göre burada, Avrupa’nın orta yerinde olmamalıyız. Bizim burada olmamız, onların planlarına uygun değil!”</p>

<p><strong>Kayhan Gül/BalkanNews</strong></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/musluman-bosna-hersek-batiyi-rahatsiz-mi-ediyor-h1923.html</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Dec 2021 09:21:04 +0100</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/12/musluman-bosna-hersek-batiyi-rahatsiz-mi-ediyor_19b7d.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dayton Anlaşması silahları sustursa da Bosna&#39;daki birçok krizin ana kaynağı olmaya devam ediyor]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/dayton-anlasmasi-silahlari-sustursa-da-bosnadaki-bircok-krizin-ana-kaynagi-olmaya-devam-ediyor-h1883.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bosna Hersek'te 1990’lı yıllarda yaşanan savaşı sona erdiren, ancak silahları susturmayı başarsa da ülkeye oldukça karmaşık bir siyasi sistem getiren Dayton Barış Anlaşması, imzalanmasının üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen ülkedeki birçok krizin ana kaynağı olmaya devam ediyor.</p>

<p>Günler süren görüşmelerin ardından 21 Kasım 1995'te paraf edilen anlaşma, 14 Aralık 1995’te Fransa'daki resmi törende Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç, Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franyo Tucman tarafından imzalanmıştı.</p>

<p>Dayton ve getirdiği anayasa, ülkenin birçok alanda ilerlemesine ve meselelerini çözmesine engel olurken, otoriteler anlaşmanın son kullanma tarihinin çoktan geçtiğini ve artık güncellenmesi gerektiğini düşünüyor.</p>

<p>Dayton Anlaşmasının imzalanmasının ardından bazı alanlarda güncellemeler yapılmış olsa da bu hiçbir zaman yeterli olmadı. Durum böyleyken, ayrılıkçı söylemleri ile tanınan Bosnalı Sırp siyasetçi Milorad Dodik, anlaşmanın orijinaline dönülmesi tezini ortaya atarak, zaten sıkıntılı olan durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdi.</p>

<p>Bu meseleye daha sonra geri döneceğiz!</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/BN-2021-DAYTON_Calışma-Yuzeyi-1.jpg" /></p>

<p><strong>Dayton'un getirdiği karmaşık yapı</strong></p>

<p>Bosna Hersek, 1992 yılında yapılan referandumun ardından Yugoslavya'dan ayrılıp bağımsız olunca, Yugoslav ordusunun da desteğini alan Sırplar, kendilerinden olmayanlara yönelik etnik temizliğe başladı.</p>

<p>Dört yıla yakın süren savaşın bilançosu ağır oldu. 2 milyondan fazla insan evlerini terk etti, çoğu sivil 300 binden fazla insan öldü, Srebrenitsa, Priyedor, Vişegrad, Foça, Biyelina ve Zvornik başta olmak üzere Sırplar birçok şehirde Müslüman Boşnaklara yönelik savaş suçları işledi. 8 binden fazla Boşnak sivilin öldürüldüğü Srebrenitsa'da yaşananlar, uluslararası mahkemelerce "soykırım" olarak nitelendirildi.</p>

<p>Anlaşma ile Boşnak, Hırvat ve Sırplar ülkenin "kurucu halkları" olarak kabul edildi.</p>

<p>Ülke Bosna Hersek Federasyonu (FBIH) ile Sırp Cumhuriyeti (RS) entitelerinden ve özel bir statüye sahip Brcko Bölgesi'nden oluşurken, FBIH entitesi de her birinin kendi hükümeti ve parlamentosu bulunan 10 kantona bölündü.</p>

<p>Ülkenin en yetkili makamı olan Devlet Başkanlığı Konseyi, Boşnak, Sırp ve Hırvat 3 üyeden oluşurken, 4 yıllığına halk tarafından seçilen bu üyeler, dönüşümlü olarak 8 aylığına "konsey başkanı" olarak görev yapıyor. Boşnak ve Hırvat üyeler, FBIH'deki seçmen, Sırp üye ise RS'deki seçmenler tarafından seçiliyor.</p>

<p>Tüm bu karmaşık durum yetmezmiş gibi ülkede bir de Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR) bulunuyor. Başında Batılı bir diplomatın bulunduğu bu makam, yasa çıkarmanın yanı sıra halk tarafından seçilmiş devlet yetkililerini de görevden alma hakkına sahip.</p>

<p>Aslında bir nevi “modern sömürge valiliği” olarak da nitelendirilebilecek bu kurumun varlığı ve etkinliği sürekli tartışma konusu olurken, geniş yetkilerle donatılmış bu makamın, eylemde kınamaktan ve tepki göstermekten öteye geçememesi, özellikle Boşnaklar tarafından oldukça eleştiriliyor.</p>

<p>Anlaşmanın Boşnaklar açısından ne denli adil olduğunu ise merhum Aliya’nın şu sözleri ile açıklamak mümkün:</p>

<p>"Bu, adil bir anlaşma olmasa da savaşın devam etmesinden daha adildir. İçinde bulunduğumuz bu durumda ve böyle bir dünyada daha iyi bir barış sağlanamazdı."</p>

<p><strong>13 başbakan, 130’dan fazla bakan</strong></p>

<p>Anlaşmanın getirdiği karmaşık siyasi yapıda, kanton, entite ve devlet düzeylerinde 13 başbakan ve 130'dan fazla bakan bulunuyor. Devlet Başkanlığı Konseyinin 3 üyesinin yanı sıra 2 entitede de başkanlar var.</p>

<p>Karar alma mekanizmalarının zor çalıştığı ülkede, sık sık yetki karmaşaları yaşanıyor. Basit bir kanun çıkarmak dahi yıllar sürebiliyor.</p>

<p><strong>“Dayton’un orijinaline dönmek” ne demek?</strong></p>

<p>Bosna Hersek hiç şüphesiz savaştan sonraki en büyük siyasi krizin içinde ve yine mesele Dayton Anlaşması!</p>

<p>Sıklıkla Sırp entitesini bağımsız yapacağını ve hatta Sırbistan ile birleştireceğini söyleyen Dodik, bu kez “Dayton’un orijinaline dönme” söylemi geliştirerek, birçok kez kırmızı çizgiyi aştı.</p>

<p>Dayton’un imzalanması akabindeki süreçte, devlet kurumlarının güçlendirilmesi için atılan ve o dönemde Dodik ve partisinin de destek verdiği ordunun birleştirilmesi, istihbarat kurumu, ortak vergilendirme sistemi, hakimler ve savcılar konseyi gibi bazı adımlar, bugün nedense Dodik’i birden rahatsız etti.</p>

<p>“Devlet yetkilerinin entitelere taşınması” tezini savunarak Sırp entitesinin kendi ordusunu kurmayı, kendi vergilendirme ve istihbarat kurumlarını oluşturmayı planlayan Dodik, aslında çoktan kırmızı çizgiyi aşmış olsa da uluslararası toplumun ikiyüzlü politikaları Sırp lideri cesaretlendirmekten başka bir işe yaramıyor.</p>

<p>Kurnazca hareket eden ve kendi deyimiyle “dostlarının” desteğini alan Dodik, nihayetinde “savaşı biz değil, Boşnaklar çıkardı” demek adına, mümkün olan tüm çizgileri aşmaya, devlet içinde bir devlet kurmaya, paralel yapılanmalar oluşturmaya devam ediyor.</p>

<p>Birileri “dur” demezse Dodik’in politikalarının nereye kadar uzanabileceği de bilinmiyor.</p>

<p><strong>Bosna’nın elini kolunu bağlayan anlaşma</strong></p>

<p>AB ve NATO üyelikleri başta olmak üzere birçok alanda Bosna Hersek’in adeta elini kolunu bağlayan Dayton'un son kullanma tarihinin geçtiği konusunda birçok kesim mutabık.</p>

<p>Dayton görüşmelerine katılan Amerikan diplomat Richard Halbrooke'un da "anlaşmanın 15 yıllık bir ömrü olduğunu ve sonrasında değiştirilmesi gerektiğini" söylemesi, aslında anlaşmayı dayatanların da ne düşündüğünü ortaya koyuyor.</p>

<p>Kısa vadede, özellikle de uluslararası toplumun müdahalesi olmadan anlaşmanın güncellenmesi mümkün olmasa da Dayton'a dair tartışmaların ve anlaşmanın mevcut halinin neden olduğu krizlerin gelecekte de devam etmesi kaçınılmaz görünüyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Kayhan Gül/BalkanNews</strong></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/dayton-anlasmasi-silahlari-sustursa-da-bosnadaki-bircok-krizin-ana-kaynagi-olmaya-devam-ediyor-h1883.html</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Dec 2021 10:20:30 +0100</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/12/dayton-anlasmasi-silahlari-sustursa-da-bosnadaki-bircok-krizin-ana-kaynagi-olmaya-devam-ediyor_6d29d.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bosna Hersek’te “Inzko kanunu” mücadelesi sürüyor]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/bosna-hersekte-inzko-kanunu-mucadelesi-suruyor-h1774.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bosna Hersek’te eski Yüksek Temsilci Valentin Inzko’nun görevden ayrılmadan hemen önce yasalaştırdığı soykırımı inkar yasasına ilişkin siyasi mücadele, gerginlik ve tartışmalar devam ediyor.</p>

<p>“Inzko kanunu” olarak anılan yasa, Srebrenitsa soykırımı dahil uluslararası mahkemeler tarafından soykırım olduğuna hükmedilen tüm soykırımların inkarı ve savaş suçlularını yüceltmeyi suç sayıyor. Yasal düzenleme, Bosna Hersek Parlametosu’nda Sırp siyasetçilerin engellemeleri nedeniyle uzun yıllar geçirilemediği için eski Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi Valentin Inzko tarafından “Bonn yetkileri” çerçevesinde dayatma yoluyla yasalaştırılmıştı.</p>

<p>Temmuz ayında geçirilen “Inzko kanunu”, Srebrenitsa soykırımını “Sırplar aleyhinde uluslararası bir komplo” olarak gören Bosnalı Sırp siyasetçilerin uluslararası toplumun ülkedeki rolünü sorgulamasına neden olmuştu. Bosnalı Sırp lider Milorad Dodik liderliğinde Sırp siyasetçiler, yasayı protesto amacıyla devlet kurumlarının çalışmasını engellemeye başlamış ve Bosna Hersek’te bu zamana kadar yüksek temsilcilerin dayatmasıyla kabul edilen tüm düzenlemelerin iptali için harekete geçmişti.</p>

<p><strong>HDZ'den sürpriz adım</strong></p>

<p>Bosna Hersek’te Sırpların yoğun olarak yaşadığı Sırp Cumhuriyeti entitesinin en büyük partisi konumundaki Bağımsız Sosyal Demokratlar İttifakı (SNSD), dün Hırvat Demokratik Birliği (HDZ) mensubu siyasetçilerin de desteğiyle Bosna Hersek Halklar Meclisi’nde “Inzko kanunu” olarak anılan soykırımı inkar yasası aleyhinde bir girişimde bulundu.</p>

<p>Daha önce Srebrenitsa soykırımını anma etkinliklerine konuşmacı olarak da katılan HDZ lideri Dragan Covic’in de sürpriz bir şekilde desteklediği girişim, Boşnak temsilcilerin tamamı ile Hırvat temsilci Zlatko Miletic’in aleyhte oylarıyla reddedildi.</p>

<p><strong>Sırp entitesinde Boşnak siyasetçilerden girişim</strong></p>

<p>Sırp entitesindeki Halklar Konseyi’ndeki yedi Boşnak delege de, Bosna Hersek Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak Sırp Cumhuriyeti entitesinde “Inzko kanunu”nun uygulanması aleyhindeki kanuni düzenlemenin iptal edilmesini talep etti.</p>

<p>Bosnalı Sırp siyasetçiler, Inzko’nun soykırımı inkar yasasının uygulamaya girmesinin ardından entite meclisinde bu yasanın Sırp entitesinde uygulanmaması yönünde bir düzenlemeyi kabul etmişti.</p>

<p>Entite meclisinin ulusal düzeydeki bir yasayı iptal edemeyeceğini ve düzenlemenin anayasaya aykırı olduğunu savunan Mihnet Okic, Alija Tabakovic, Dzemaludin Sabanovic, Faruk Djozic, Muris Cirkic, Samir Bacevac ve Ahmet Cirkic, Anayasa Mahkemesi’nden ilgili düzenlemenin gözden geçirilmesini talep etti.</p>

<p>Bosna Hersek’te Dayton Barış Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana görülen en derin siyasi kriz, “Inzko kanunu” olarak adlandırılan soykırımı inkar yasasına Sırp siyasetçilerin şiddetli tepkileri ile başlamıştı. Sırp siyasetçilerin parlamento boykotu ile devlet bütçesi dahil tüm kararları bloke etmeleri ve Sırp lider Dodik'in son dönemde geri adım attığı "ordudan çekilme" açıklamaları, uluslararası toplum temsilcilerinin tüm kararlarını iptal ederek "Dayton'ın özüne&nbsp;geri dönme" siyaseti çerçevesinde yapıldı.&nbsp;</p>

<p>Eski Yüksek Temsilci Inzko’nun bu kararı almasında, Bosnalı Sırp siyasetçilerin Srebrenitsa soykırımını provokatif bir şekilde inkar eden beyanları ve soykırım suçlularının isimlerini sokak ve öğrenci yurtları gibi yapılara vermekte ısrarcı davranmaları etkili olmuştu.</p>

<p>İbrahim H. Aydoğan – Balkan News</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/bosna-hersekte-inzko-kanunu-mucadelesi-suruyor-h1774.html</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Nov 2021 12:56:26 +0100</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/11/bosna_hersekte_inzko_kanunu_mucadelesi_suruyor_h1774_f39e1.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[&#34;Non-paper&#34; krizinden Dodik&#39;in paralel devlet yapılanmasına: Balkanlar&#39;da yeni kaos kapıda!]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/non-paper-krizinden-dodikin-paralel-devlet-yapilanmasina-balkanlarda-yeni-kaos-kapida-h1453.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px;">Son yıllarda sürekli ayrılık yanlısı açıklamaları ile gündemde olan Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi Milorad Dodik’in “paralel devlet yapılanması” hamlesi, ülkede yeni bir gerginliğe neden olurken&nbsp;"darbe girişimi"&nbsp;olarak nitelendirilen bu eylemlerin krizi daha da derinleştirmesinden endişe ediliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Bosna Hersek ordusu içindeki Sırp askerleri geri çekip Sırp entitesi içinde "Sırp Cumhuriyeti Ordusu" kurmak, Bosna Hersek Mahkemesi ve Savcılığının kararlarını entite sınırları içinde uygulatmamak, devletin ulusal&nbsp;vergilendirme sisteminden çıkmak vb. adımlar atacağını söyleyen Dodik, paralel devlet yapılanmasının ilk adımı olarak da ulusal düzeydeki İlaç ve Tıbbi Malzeme Kurumu’nda yetkilerini geri çekerek entite meclisinde yapılan oylama sonucu Sırp Cumhuriyeti İlaç ve Tıbbi Malzeme Kurumu açılmasını öngören yasayı kabul ettirdi.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Yıllardır "entiteyi bağımsız yapacağım"&nbsp;naraları atan, birçok kez entiteden "devlet"&nbsp;olarak bahseden, maaşını aldığı Bosna Hersek devletinin egemenliğini reddeden Sırp lider, artık somut adımlar da atmaya başladı. Kırmızı çizgiyi geçmeye, haddini aşmaya ve Bosna Hersek’in bağımsızlık ve egemenliğine zarar vermeye başlayan Dodik’e henüz keskin bir dille “dur” diye olmadı.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Şimdilik NATO, "eskiden olduğu gibi yine Bosna’nın yanında olduklarını", AB de&nbsp;"Bosna Hersek’in bölünmesine karşı olduklarını"&nbsp;söylemekle yetinse de Dodik’e karşı somut adımlar atılmadıkça Bosna Hersek ve doğal olarak bölgede yeni bir kaos kaçınılmaz olacak.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:14px;">Her şey “non-paper” ile başladı</span></strong></p>

<p><span style="font-size:14px;">Hatırlanacağı üzere Nisan 2021'de Sloven medyasına düşen “non-paper” olayı uzunca bir süre gündemi meşgul etmişti. Bosna Hersek’in parçalanarak Balkanlar’da haritaların yeniden çizilmesi hakkındaki bu resmi olmayan belgelerde;</span></p>

<p><em><span style="font-size:14px;">1) Sırp entitesinin büyük bir kısmının Sırbistan ile birleşmesi,</span></em></p>

<p><em><span style="font-size:14px;">2) Hırvat nüfusun yoğun olduğu kantonların Hırvatistan ile birleşmesi ya da bu kantonlara özel statü verilmesi,</span></em></p>

<p><em><span style="font-size:14px;">3) Boşnaklara daha küçük, ama işlevsel bir devlet bırakılması,</span></em></p>

<p><em><span style="font-size:14px;">4) Kosova’nın Arnavutluk’la birleşmesi ve ülkenin kuzeyindeki Sırp bölgesine özel statü verilmesi,</span></em></p>

<p><span style="font-size:14px;">önerileri sunulmuştu.&nbsp;Sloven hükümeti o dönemde bu resmi olmayan belgenin ülkenin tutumunu sergilemediğini söyleyip kendini konudan somutlamaya çalışırken, AB de bu “önerilere” kesin bir dille karşı çıkmıştı.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:14px;">İnzko’dan “giderayak” soykırım hamlesi</span></strong></p>

<p><span style="font-size:14px;">Bosna Hersek’te en çok tartışılan kurumların başında şüphesiz Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR) geliyor. "Bonn Yetkileri"&nbsp;adı verilen olağanüstü yetkilerle donatılmış Yüksek Temsilci, başkanlık konseyi üyeleri de dahil olmak üzere devlet yetkililerini görevden alma, yasa yürürlüğe koyma gibi yetkilere sahip.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Bosna Hersek’in bir önceki yüksek temsilcisi Avusturyalı diplomat Valentin İnzko, görevinin bitmesine kısa bir süre kala Temmuz 2021'de&nbsp;"Srebrenitsa’daki soykırımı inkar etmenin suç sayıldığı"&nbsp;bir yasayı yürürlüğe koydu. Çok ama çok öncesinde atılması gereken bir adım olan bu yasayı "giderayak" yürürlüğe koyan İnzko, zaten barut fıçısı olan Bosna Hersek’te gerilimi&nbsp;daha da artırdı.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">İnzko’nun bu doğru, ama zamansız hamlesi Dodik’in içindeki canavarın yeniden ortaya çıkmasına sebep oldu. Dodik öncülüğündeki Sırplar, bu kez de devlet kurumlarını boykot etmeye, karar alma mekanizmalarını bloke etmeye başladı.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/Dodik-Info-1_1.jpg" /></p>

<p><strong><span style="font-size:14px;">Yeni Karadziç olma yolundaki Dodik</span></strong></p>

<p><span style="font-size:14px;">Merkel’in ardından lider arayışı içinde olan ve çatlak seslerin eksik olmadığı bir Avrupa Birliği, salgının da etkisiyle daha çok kendi iç meseleleri ile ilgilenen bir ABD, halihazırda farklı krizler içinde bir uluslararası toplum… Tüm bunlar hiç şüphesiz Dodik’in "fırsat bu fırsat"&nbsp;demesini kaçınılmaz kılıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Belki AB, kendine bu kadar yakın bir bölgede yeni çatışmaya izin vermez, ancak Dodik’in bu kadar ileri gitmesine izin verilmesi dahi kamuoyunda endişe yaratıyor. Öte yandan, Rusya her geçen gün Bosna Hersek’te ve Balkanlar’daki etkisini artırırken, halihazırdaki enerji kriz nedeniyle AB ise Rusya’ya doğrudan cephe almaktan çekiniyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Ayrıca, bölgenin AB’ye üyelik vizyonunu kaybetmesi de halklarda umutsuzluğa yol açıyor. Er ya da geç bölge ülkelerinin AB’ye gireceği düşüncesi tünelin sonundaki ışıkken,&nbsp;AB tarafından desteklenen "Mini Schengen"&nbsp;ya da yeni adıyla "Açık Balkan"&nbsp;gibi inisiyatifler, halkın desteklemediği bir alternatif olarak görülüyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Yolsuzluk iddialarıyla sürekli gündemde olan Dodik de bu karmaşık durumu fırsat bilip 10 yıldır dillendirdiği bağımsızlık hayalini masaya yatırmaya başladı. Ulusal düzeydeki kurumlardan ayrılıp entite düzeyinde paralel yapılar kurmak peşinde koşan Dodik, yeni Karadziç olma yolunda ilerliyor. Aslında Sırp entitesi içinde önemli sayılacak bir muhalif güç Dodik’in attığı adımları tam olarak desteklemese de bu onların da entitenin bağımsız olmasına ve hatta ileride Sırbistan’a bağlanmasına karşı oldukları anlamına gelmiyor. Onların tek karşı olduğu Dodik ve yöntemleri.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:14px;">Kışkırtıcı tatbikat</span></strong></p>

<p><span style="font-size:14px;">Ortamın bu kadar gergin olduğu dönemde bir diğer önemli gelişme ise Sırp entitesi içinde polis gücünün, başkent Saraybosna’nın yanı başında "terörle mücadele"&nbsp;adı altında tatbikat gerçekleştirmesi oldu. Dodik hükümetinin ön ayak olduğu bu "sözde" tatbikat, aslında gözdağı olarak algılandı.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Tatbikat, ülkedeki Avrupa Birliği Barış Gücü (EUFOR) uçağı tarafından havadan takip edildi.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:14px;">Yüksek Temsilci değişikliği yanlış karar</span></strong></p>

<p><span style="font-size:14px;">Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi olarak 12 yıl görev (2009-2021) yapan İnzko, son anda soykırım inkar yasasını çıkartana dek&nbsp;genel olarak pasif, kınamadan öteye geçmeyen bir dönem geçirdi.&nbsp;Sorun şu ki İnzko’nun ardından göreve başlayan Alman Christian Schmidt, Çin ve Rusya’nın vetosuna rağmen göreve başladı ve yasallığı hala sorgulanan bir isim. Dolayısıyla bugün gelinen noktada Bonn Yetkileri'ni kullanıp Dodik’i görevden alsa da Schmidt’in bu kararı her daim sorgulanacak ve kabul edilmeyecek. Buna bile bile izin veren AB ve genel olarak uluslararası toplum aslında önemli bir&nbsp;hata yaptı. Bilerek mi yaptı? Bunu zaman gösterecek. Zira, görevden alma kararını İnzko verse Rusya ve Çin dahil hiç kimsenin ses çıkarma hakkı olmayacaktı. İnzko, onların da onayıyla bu göreve gelmiş bir diplomattı çünkü.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:14px;">Savaş mı barışçıl bölünme mi?</span></strong></p>

<p><span style="font-size:14px;">Silahları susturan Dayton Barış Antlaşması, Bosna Hersek’e çok karmaşık bir siyasi yapı da getirdi. Ülke kendi hükümetleri olan iki entiteye, bu entitelerin biri de yine her birinin ayrı hükümeti olan 10 kantona ayrılmış durumda. Yetki karmaşaları nedeniyle işler çok ağır ilerliyor ve mevcut sistemin ne kadar sürdürülebilir olduğu her daim tartışılıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Söz konusu Bosna Hersek olduğunda barışçıl bir bölünmenin söz konusu olamayacağı şüphesiz. Peki ama sadece 26 sene öncesine kadar savaş yaşanmış bir bölgede halklar yeni bir savaşı destekler mi? O dönemde Aliya İzetbegoviç gibi karizmatik bir liderin olduğu Bosna Hersek’te Boşnak bir lider/başkomutan eksikliği bugün ne kadar önemli bir etken? Vatanları uğruna canlarını ya da uzuvlarını feda eden insanlar, savaşın ardından yalnız bırakılmışken&nbsp;bu gerçek yeni neslin vatan savunmasında vurdumduymaz olmasını ne denli etkiler? Diğer taraftan, 1990’lı yıllarda Avrupa’nın 4. büyük ordusu olan Yugoslavya’nın askeri, maddi ve istihbarat&nbsp;desteğine sahip Sırplar, mevcut koşullarda cesaret edip böyle bir çatışmaya kalkışır mı?</span></p>

<p><strong><span style="font-size:14px;">Domino etkisi</span></strong></p>

<p><span style="font-size:14px;">Bu arada, son krizin merkezi Bosna Hersek olsa da olası bir çatışmanın 1990’larda olduğu gibi tüm Balkanlar’a yayılması kaçınılmaz. Bitmek bilmeyen Sırbistan-Kosova gerilimi, Karadağ içindeki azımsanmayacak Sırbistan ve Rusya yanlısı radikal muhaliflerin varlığı ve her ne kadar halının altına atılmış olsa da Kuzey Makedonya’daki Arnavutların durumu, bölgenin tamamını riskli kılıyor. Büyük güçler&nbsp;bölgeye dair plan yaparken tüm bu olasılıkları da göz ardı etmeyecektir, etmemelidir.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:14px;">Kayhan Gül/BalkanNews</span></strong></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/non-paper-krizinden-dodikin-paralel-devlet-yapilanmasina-balkanlarda-yeni-kaos-kapida-h1453.html</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Oct 2021 12:33:53 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/10/non-paper-krizinden-dodik-in-paralel-devlet-yapilanmasina-balkanlarda-yeni-kaos-kapida_feb5e.png" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANALİZ - Müslüman ülkelerin yarıya yakını Kosova&#039;yı niçin tanımıyor?]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-musluman-ulkelerin-yariya-yakini-kosova-yi-nicin-h232.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sırbistan Dışişleri Bakanı Nikola Selakoviç’in Fas’a yaptığı ziyarete, Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita’nın Kosova’ya ilişkin açıklamaları damga vurdu. Dünkü görüşmede Burita, Fas’ın tüm baskılara rağmen Kosova’yı tanımadığını ve Sırbistan’ın toprak bütünlüğünü desteklediğini açıkladı.</p>

<p>Fas’ın Kosova çıkışı, çeşitli nedenlerle Kosova’nın bağımsızlığını tanımayı reddeden Müslüman ülkelere ilişkin garip durumu&nbsp;bir kez daha gündeme taşıdı.</p>

<p>Aralarında Cezayir, Azerbaycan, İran, Irak, Lübnan, Fas, Sudan, Suriye, Tunus ve Filistin’in olduğu Müslüman ülkeler, Rusya ve Sırbistan’la olan güçlü ilişkileri nedeniyle veya kendi içlerindeki bağımsızlık talebinde bulunan ayrılıkçı bölgelerin mevcudiyetine binaen prensip olarak Kosova’yı tanımayı reddediyor.</p>

<p>Nüfusunun yaklaşık yüzde 95’i Müslüman olan bir ülke olan Kosova, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi 57 ülkenin sadece 31’i tarafından tanınıyor. Bu rakam, İslam ülkelerinin neredeyse yarısının Kosova’yı tanımadığı manasına geliyor.</p>

<p>2008’de Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı ilk tanıyan ülkeler arasında yer alan Türkiye, çeşitli vesilelerle Müslüman ülkelere Kosova’yı tanıma çağrısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Yugoslavya etkisi</strong></p>

<p>1948’de İsrail ile diplomatik ilişki kuran fakat 1967’deki İsrail-Arap savaşından sonra İsrail’le bütün ilişkilerini koparan&nbsp;Yugoslavya, Filistin ve Arap ülkeleriyle özel ilişkiler tesis etmişti. Yugoslavya'nın komünist lideri Tito, Yaser Arafat ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nü güçlü bir şekilde desteklemiş, birçok Arap genç Yugoslavya’daki askeri okullarda eğitim almıştı. Yugoslavya 1988’de Filistin Devleti’ni tanımış ve 1989’da diplomatik ilişki kurmuştu.</p>

<p>Yugoslavya’nın Filistin ve Arap ülkeleriyle olan güçlü ilişkilerini miras alan Sırbistan, günümüzde Arap dünyası ile olan bu güçlü ilişkileri&nbsp;kısmen muhafaza ediyor. Bazı Arap ülkelerinin Kosova’yı tanımama nedeninin ardında bu ülkelerin Tito dönemindeki&nbsp;Yugoslavya ile inşa edilen ve günümüzde Sırbistan'la sürdürülen güçlü ilişkiler yatıyor.&nbsp;</p>

<p>Birçok Müslüman ülkenin Sırbistan’la veya Rusya'yla olan ilişkilerini Kosova’ya tercih etmeleri, Kosova’nın İslam dünyasından uzaklaşıp İsrail'e yakınlaşmasında önemli rol oynadı. Kosova'nın Müslüman ülkelerle olan ilişkilerindeki çarpık durum, Kosova'nın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması ile birlikte bir krize dönüştü. Bu krizin ortaya çıkışını engellemek için uluslararası alanda en fazla gayret gösteren ülke olarak öne çıkan Türkiye, hem Kosova üstündeki nüfuzu hem de Müslüman ülkelerle olan güçlü ilişkileri itibarıyla krizin çözümü konusundaki rol üstlenebilecek sayılı ülkeler arasında yer alıyor.&nbsp;</p>

<p>İbrahim H. Aydoğan / Balkan News</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-musluman-ulkelerin-yariya-yakini-kosova-yi-nicin-h232.html</guid>
      <pubDate>Fri, 07 May 2021 15:22:41 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/05/analiz_musluman_ulkelerin_yariya_yakini_kosova_yi_nicin_tanimiyor_h232_f039d.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANALİZ - Avrupa&#039;nın en büyük soykırımı olarak &quot;Balkanlar&#039;ı Müslümanlardan temizleme&quot; kampanyası]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-avrupa-nin-en-buyuk-soykirimi-olarak-balkanlar-i-h224.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Son günlerde soykırım meselesinin tekrardan gündeme geldiğini görüyoruz. Yeni ABD Başkanı Joe Biden, seçim kampanyasında ülkesinde yaşayan Ermeni diasporasına kazandığı taktirde 1915 olaylarını "soykırım"&nbsp;olarak tanıyacağını sözünü vermiş ve bu sözünü geçen günlerde yerine getirmişti.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Dünyadaki soykırım tartışmaları genelde Holokaust ve Ermeni olayları üzerinden dönüp duruyor. Kimsenin acısını ve trajedisini minimize etmeye çalışmadan, aslında unutulmuş ve unuturulmuş diğer soykırımlara dikkat çekmeye çalışacağım.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Dünya tarihi, siyasi liderlerinin ve kamuoyunun unuttuğu veya unutmaya çalıştığı birçok soykırımla doludur. Aslında modern tarihe baktığımız zaman en çok soykırım ve katliam yaşanan bölge tam da Balkanlar'dır. Özelikle Balkanlar'da yaşayan Müslümanların modern tarihi acılarla doludur. <strong>1699 Karlofça Anlaşması ile başlayan 2001 Ohrid Anlaşması'na kadar devam eden tam üç asırlık süreç, milyonlarca Balkan Müslümanın katledilmesine, göçe zorlanmasına, zorla din değiştirmesine, tecavüze uğramasına ve bunun gibi anti-medeniyetçi politikara sebep olmuştur.</strong></span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Balkan Müslümanlarının trajik kaderini derinine araştıran Amerikalı tarihçi Justin McCharthy’e göre, 18'inci yüzyılın ikinci yarısından 1922'ye kadar Osmanlıların eski Avrupa topraklarında (Balkanlar ve Kafkasya) neredeyse 5 milyon Müslüman öldürüldü. Bu rakama 1922'den sonra İkinci Dünya Savaşı&nbsp;ve son Yugoslavya savaşlarında yaşanan katliamları da katarsak rahatlıkla son iki asırda Avrupa'da 5 milyondan fazla Müslümanın öldürüldüğünü söyleyebiliriz. Bu rakam, Holokaust sırasında Nazi Almanyası tarafından öldürülen Yahudi sayısıyla eş değerdir.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Aynı zamanda, 5 ila 7 milyon kişi Osmanlı ve sonrasında Türkiye topraklarına göçe etmeye zorlanmıştır. <strong>Holokausttan belki de daha büyük trajedi olan Balkan soykırımları ile ilgili dünya kamuoyunda neredeyse hiçbir şey bilinmemektedir.</strong></span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Osmanlıların zayıflamasıyla 19'uncu yüzyılın başından ittibaren Balkan halkları uluslaşma sürecine girdi. Avrupa'nın o dönem ulusçuluk fikrinden etkilenip, genelde Balkanlar'daki Hristiyanlar bağımsız ulus-devletlerini kurmaya başladı. Bu süreçte en önemli stratejik hedef Osmanlı Devleti'ni kendi topraklarından kovmaktı. Bu hedefi gerçekleştirmek için başta Rusya olmak üzere, diğer büyük güçlerin desteği gerekiyordu. Balkanlar'da Osmanlı sonrası kurulan ulus-devletçikler büyük ölçüde bağımsızlıkları için Rusya'ya teşekkür etmelidir.&nbsp;</span></span></span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Özelikle 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması'ndan sonra Rusya, Balkan Ortodoks Hristiyanlarını sıcak denizlere inmek ve uzun vadede Osmanlı başkenti İstanbul'u fethedip Bizans İmparatorluğu’nun ihyasını gerçekleştirmek için çok da kullanışlı olarak görüyordu.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Balkan devletleri bağımsızlık yönünde ilk başarılarını elde ettikten sonra Bab-ı Ali birtakım imtiyazlara zorlandı ve böylece Osmanlıların askeri ve bürokratik varlığı yeni kurulan Balkan devletlerinde zaman içerisinde azalmaya başladı. Neredeyse tam bir asır süren Osmanlıları Balkanlar'dan kovma süreci, 1912 Birinci Balkan Harbi ile tamamlanmıştı.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">19'uncu yüzyılın ortalarında, Osmanlı devlet varlılığı yeni kurulan ulus devletlerinde kalkınca, Osmanlı'nın mirası olarak arkada kalan Balkan Müslüman topluluklarına karşı sistematik kıyamlar düzenlendi. Osmanlı düşmanlığı üzerinde modern kimlik oluşturmaya çalışan ulus devletler, Osmanlı'dan geriye ne kaldıysa sistematik silme kampanyasına uygulamaya kalktı.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Yerli Balkan Müslüman topluluklar, Osmanlı mirası ve asırlarca Balkan Hristiyanlarına baskı uygulayan "sömürgeciler"&nbsp;olarak görülüyordu. Müslümanları Balkanlar'dan kovma kampanyası, devlet kurumları dışında aktif bir şekilde Ortodoks kiliseleri tarafından da pohpohlanıyordu. Devlet-Kilise ittifakı, camileri kiliseye çevirme ve Müslümanları Hristiyanlaştırma sürecini de başlatıp Avrupa kıtasının "İslam’dan temizleme"&nbsp;kampanyasına girdi. Bu kampanya, Avrupalı büyük güçler tarafından sessizce izleniyordu ve zaman zaman aktif bir şekilde destekleniyordu.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Avrupa'yı İslam'dan temizleme kampanyasının ne kadar kapsamlı ve ciddi olduğu ancak istatistiklere bakıldığında anlaşılıyor. <strong>Kemal Karpat ve Justin McCharthy gibi tarihçilere göre, Balkan Savaşları'ndan önce Balkanlar'da Müslümanlar çoğunluğunu oluşturmalarına rağmen, bugün Balkanlar genelinde Müslümanların oranı yüzde 15'in altındadır.</strong></span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Örneğin, günümüzde zar zor nüfusun yüzde 10'unu oluşturan Bulgaristan Müslümanları, Bulgar ulus-devletinin kurulduğu topraklarda nüfusun yüzde 56'sını oluşturuyorlardı.&nbsp;</span></span></span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Yunan ordusu 1912’de Selanik şehrine girdiğinde, burada etnik Yunanlılardan daha fazla Müslüman yaşıyordu ve şehrin yarısından fazlası da Yahudi idi. Günümüzde bir camisi kalan Belgrad’ın onlarca camisi olduğunu hatırlatmaya bile gerek yok. Balkanlar’dan bir medeniyet tamamen yok edilmeye çalışıldı. Osmanlı’nın çok milletli ve çok dinli bıraktığı Balkanlar, çok kısa süre içerisinde homojenleşti. Homojenleşme, çok kanlı ve trajik bir süreç olarak tarihe geçti. Sağ kalabilen Müslümanlar ise topraklarından kovulup Osmanlıların elinde tutabildiği topraklara göç etmeye karar vermişti.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Modern Türk tarihi uzmanı Erik-Jan Zürchere göre, bu göç dalgalarının sonucu olarak Balkanlar, Kafkasya ve Kırım göçmenleri günümüzde Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun üçte biri ila dörtte birini oluşuyor. Türkiye Cumhuriyeti toprakları bölgeden daha fazla Balkan Müslümanının yurdu haline gelmiştir. Bu kanlı sürecin neredeyse tamamı tarih ders kitaplarında unutulmuş vaziyettedir.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Şimdi de 18’inci yüzyılın sonlarından günümüze kadar kısaca Balkan Müslümanlarına karşı düzenlenen soykırımlara bir bakalım.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Müslümanları Avrupa’dan temizleme konsepti aslında Balkanlar’da başlamadı. İlk ciddi sürgün Kırım Tatarlarına karşı yapıldı. Osmanlı Kırım’ı ve çevresini 1783’te Rusya İmparatorluğu’na teslim edince tam rakam bilinmese de tahminlere göre yüzbinlerce Kırım Tatarı Anadolu’ya göç etmeye zorlandı. Günümüzde Türkiye sınırları içerisinde birkaç milyon Kırım Tatarının yaşadığı biliniyor.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Diğer büyük bir soykırım ise Kafkasya’da gerçekleşti. Soykırımı Çerkezlere ve diğer Kafkas Müslümanlarına karşı Rusya İmparatorluğu yaptı. On yıllarca devam eden direniş kırıldığında, ırk anlamında yerli Avrupalı millet olmalarına rağmen, sırf dini sebeplerden dolayı en az 1,5 milyon Çerkez sürgüne zorladı. Çoğu Anadolu’ya, bir kısmı da Şam bölgesine ve Mısır’a göçtü. Kendi topraklarında asırlarca yaşayan Çerkezlerin yüzde 90’nı ya öldürüldü ya da göçe zorlandı. Çerkez soykırımının bugün “soykırım” olarak tanınmaması iki yüzlü tutumu açıkça göstermektedir.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Balkanlar’da ise Müslümanların durumu 1804’te patlak veren Birinci Sırp İsyanı ile zorlaşmaya başlıyor. Belgrad ve çevresinde Müslümanlar çoğunluk olmasalar da bazı tahminlere göre yüzde 13 civarındaydı. Birkaç yerli derebeyinin yaptığı zulmün intikamı, o bölgede sakin hayat süren tüm Müslümanlara fatura edildi. Birçok Sırbistan Müslümanı, Bosna eyaletine göç etmeye zorlandı. İkinci aşamada Niş bölgesindeki Arnavutlar temizlendi ve böylece Sırbistan’ın nüfusu zorla homojenleştirildi. Tabi Sırbistan ve diğer Balkan ulus devletleri ilk başlarda kazandıkları topraklarla yetinmediler ve kendi devletlerini geri kalan Osmanlı topraklarının zararına genişletme politikalarını başlattı. Böylece, 1844’te yazılan ve tüm Sırpları tek devlet altında toplamayı hedefleyen <i>Naçertaniye</i> gibi yayılmacı manifestolar ortaya çıkmaya başladı. Naçertaniye’nin yankıları 20’inci yüzyılın sonlarına kadar hissedilecek. <strong>Bosnalı Sırp general Ratko Mladiç, Srebrenica Soykırımı sırasında Sırp isyanı dönemlerinden yapılan “dahilerin zülmünden” intikam alındığını ilan edecek. Mladiçin bu sözleri aslında Srebrenica’da yaşananların iki asırdır devam eden bir politikanın parçası olduğunu gösteriyordu.</strong></span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Sırbistan gibi Yunanistan ve Bulgaristan da “büyük devlet” konseptlerini geliştirdiler. Bu stratejileri geçekleştirmek için geri kalan toprakları Müslümanlardan temizlemek gerekiyordu ve bu aşama aşama gerçekleştirildi.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Tıpkı Sırbistan’ın da yaptığı gibi, Ortodoks Hristiyan çoğunluklu diğer Balkan ulus-devletleri de kendi Müslüman toplumlarını etnik soykırıma tabi tuttu. Modern Bulgaristan kurulur kurulmaz Slav Pomakları ve Türkleri yeni devlet sınırları içerisinde temizlemek gerekiyordu. Bir zamanlar çoğunluk olan Bulgaristan Müslümanları ülke çapında birkaç adacığa sıkıştırıldı. Birçoğu Anadolu topraklarına göç etmeye zorlandı.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Bulgaristan da bu anti-Müslüman ve anti-Türk politkasını 20’inci yüzyılın sonlarına kadar sürdürdü. Son olarak 1980’lerde ülkedeki komünist rejim, Türklerin ve Pomakların kimliklerini inkar edip soyisim değiştirme kampanyası başlattı. Bu kampanyadan dolayı 300 bin kişi Türkiye’ye göç etmeye zorlandı.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Avrupa’nın göz bebeği&nbsp;Yunanistan belki de en az konuşulan ve unutulmuş olan soykırımlar gerçekleştirdi. Bugün az bilinen Yanina ve Mora yarımadasında yaşayan Müslümanlara karşı sistematik soykırım gerçekleştirdi. Balkan Harbi’nden sonra kendi topraklarına kattığı Güney Makedonya bölgesinden birçok Müslüman da göçlere zorlandı. <strong>Osmanlıların Avrupa’dan çekilme sürecinde tarihçilere göre 5-7 milyon Müslüman zorunlı göçe maruz kaldı.</strong></span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000">Balkanlar, Kafkasya ve Kırım’da yaşanan soykırımların arkada bıraktıkları trajedilerin sadece küçük bir kısmına değinmek için herhalde binlerce kitap yazmak bile yetersiz kalır. Son dönemlerde büyük devletlerin “soykırım” kartını politik amaçlar için kullandıklarını görüyoruz. Fakat o devletlerin çoğu yukarıda sözü geçen bölgelerde aktif bir şekilde soykırımlarda yer almışlardır. <strong>Raphael Lemkin’in soykırım kavramını ortaya çıkardığından önceki katliamlara soykırım ismi verilme tutumuna geçildiyse eğer ilk önce Balkanlar ve Avrupa topraklarında onlarca soykırıma maruz kalan Avrupalı Müslümanların trajedisine soykırım demek gerekecek.</strong> İki yüzyıldır devam eden trajediler soykırım olarak ilan edilmedikçe, modern anlamdaki soykırım kavramının içi boşaltılmış kalır ve iyi niyetten ya da humanist yaklaşımdan bahsetmek iki yüzlü kandırmacadan başka bir şey olmaz. Elleri milyonlarca Balkan Müslümanının kanıyla kirlenmiş olan devletlerin kendi tarihleriyle yüzleşmedikçe kimseye soykırım dersi verme hakları da yoktur.</span></span></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="margin:0cm"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="caret-color:#000000"><span style="color:#000000"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:Arial, sans-serif"><span style="color:#212529">(Dr. Yahya Muhasiloviç, Uluslararası Saraybosna Üniversitesi (IUS) Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Aynı zamanda Balkanlar ve Türkiye üzerine çalışmalar yürütmektedir.)</span></span></span></span></span></span></span></strong></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-avrupa-nin-en-buyuk-soykirimi-olarak-balkanlar-i-h224.html</guid>
      <pubDate>Thu, 06 May 2021 09:25:47 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/05/analiz_avrupa_nin_en_buyuk_soykirimi_olarak_balkanlar_i_muslumanlardan_temizleme_kampanyasi_h224_b5444.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANALİZ - Nedir bu “Bosnalaşma”]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-nedir-bu-bosnalasma-h188.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası toplumun son yıllarda Bosna Hersek’e “işlemeyen bir ülke” olarak bakmaya başlaması, literatüre yeni bir terim kazandırdı: “Bosnalaşma”</p>

<p>İki yıl kadar önce dönemin Kosova Meclis Başkanı Kadri Veseli, Sırbistan-Kosova ilişkilerine dair bir değerlendirmesinde “Kosova’nın Bosnalaşmasına izin vermeyeceğiz.” ifadelerini kullanmıştı. Aynı ifadeyi mevcut Kosova Başbakanı Albin Kurti de yineledi.</p>

<p>Çiçeği burnunda başbakan, Avrupa’daki diplomatik çevrelerde konuşulan ve Kosova’nın kuzeyinde özerk bir Sırp bölgesi kurulması, bunun karşılığında ise Sırbistan’ın Kosova’yı bağımsız bir ülke olarak tanımasını öngören gayriresmi belgeler (non-papers) hakkında değerlendirmede bulundu. Kurti, daha önce başarısız olmuş toprak değişimi projesinin yeniden diriltilmesine ve ülkesinin “Bosnalaşmasına” izin vermeyeceklerini vurguladı.</p>

<p><strong>Peki ama bu “Bosnalaşma” ya da “Bosnalaştırma” nedir?</strong></p>

<p>1992-1995 yıllarında yaşanan Bosna Savaşı, Dayton Barış Anlaşması ile sona erdi. Dayton, Bosna Hersek’te her ne kadar silahları susturmayı, akan kanı durdurmayı başarsa da ülkeye dünyanın en karmaşık siyasi sistemlerinden birini getirdi. Bugün Bosna Hersek, Sırp Cumhuriyeti (RS) ve Bosna Hersek Federasyonu (FBiH) olmak üzere iki entite ve özel statüye sahip Brcko bölgesinden oluşuyor. FBiH’nin ise kendi içinde 10 ayrı kanton bulunuyor. Her bir kantonun ayrı bir hükümeti ve meclisi mevcut. Bunun yanı sıra Bosna Hersek’te Boşnak, Sırp ve Hırvat olmak üzere 3 üyeden oluşan bir Devlet Başkanlığı Konseyi var. Konsey üyeleri dönüşümlü olarak 8 ayda bir konseye başkanlık ediyor. Kanton ve entitelerin yanı sıra ayrıca devlet düzeyinde de bir hükümet (Bakanlar Konseyi) mevcut. Ayrıca, Halklar Meclisi ve Temsilciler Meclisi olmak üzere iki ayrı meclis de var. Tüm bu karmaşık durumun yanı sıra Dayton Bosna Hersek’e bir de Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR) getirdi. Batılı bir diplomat olan Yüksek Temsilci, devlet başkanını görevden almak ve yasaları değiştirmek gibi olağanüstü yetkilere de sahip.</p>

<p>İşte tüm bunlar dikkate alındığında, Bosna Hersek’te en basit bir yasayı çıkarmak dahi aylar hatta yıllar sürebiliyor. Birinin “evet” dediğine diğeri “hayır” derse sistem tamamen kilitleniyor ve karar alma mekanizmaları çöküyor. Sadece 25 yıl öncesinde yaşanan etnik temelli çatışmalar dikkate alındığında, savaşta birbirlerine karşı çatışmış grupların bugün ülkeyi birlikte yönetmek zorunda olması, Bosna Hersek’i birçok alanda “işlemeyen bir ülke” haline getiriyor. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Bosna Hersek devleti aleyhine aldığı ve ülkenin AB üyeliği yolunda uygulanması ön şart olan bazı kararlar, belli kesimlerce kabul edilmediği için uygulanamıyor.</p>

<p>Karmaşık sistem, birçok alanda adeta bir deli gömleği gibi Bosna Hersek’in elini kolunu bağlıyor.</p>

<p>Siyasi analistlere göre, Bosna Hersek’in küresel anlamda olumsuz bir imaja sahip olmasının en büyük sorumluları ülkedeki siyasiler. Bosna Hersek, uluslararası arenada bağımsız bir devlet olarak kabul edilse de yerel siyasilerin neden olduğu olumsuz imaj her geçen gün daha fazla gündeme geliyor.</p>

<p>Parçalanma, rasyonel olmayan davranışlar, düşmanlıklar, karmaşıklıklar, işlemeyen bir sistem ve verimsizlik… Daha önce “Balkanlaşma” terimi ile anlatılmak istenenler, bugün “Bosnalaşma” ile anlatılıyor.</p>

<p>Siyaset bilimci Andjelko Milardovic’in “Bosnalaşma” tanımı ise şöyle:</p>

<p>"Bosnalaşma, bir toplumun parçalanma sürecini, bu durumda Bosna Hersek'in parçalanmasını tanımlamak için kullanılan bir terim."</p>

<p>İşte Kosovalı eski ve mevcut siyasilerin “Bosnalaşma” ya da “Bosnalaştırma” vurgusu da buradan geliyor. Zira, Kosova’nın kuzeyinde bir Sırp bölgesi kurulmasının, Kosova’yı da tıpkı Bosna Hersek gibi işlemeyen bir devlet haline getireceğinden endişe ediliyor.</p>

<p>Kayhan Gül / Balkan News</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-nedir-bu-bosnalasma-h188.html</guid>
      <pubDate>Fri, 30 Apr 2021 10:09:32 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/04/analiz_nedir_bu_bosnalasma_h188_32e0c.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANALİZ - Kanal İstanbul Rusya’yı Balkanlar’dan uzak tutacak bir hamledir]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-kanal-istanbul-rusyayi-balkanlardan-uzak-tutacak-bir-h175.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde Kanal İstanbul ve Montrö Anlaşması’nın tekrar gündeme geldiğine şahit oluyoruz. Jeopolitikte uluslararası sözleşmelerin revizyonu durduk yere gündeme gelmez. Bu ölçüde birçok ülkeyi ilgilendiren konuların gündeme gelmesinin, gündelik siyasetten daha fazla ağırlık taşıdığını herhalde vurgulamaya gerek yoktur. Tekrar bu konunun açılmasının sebepleri nelerdir? Tamamlandığı takdirde Kanal İstanbul’un Balkanlar’a yansımaları neler olur?</p>

<p>Son Kanal İstanbul çıkışının amaçlarını anlamak için onu daha geniş bir perspektife oturtmak lazım. İlk önce projenin konuşulmasıyla paralel olarak yaşananlara bir bakalım.</p>

<p>Son günlerde sıkça duyduğumuz haberlerden biri de Ankara’nın yeni Biden hükümetiyle ilişkileri normalleştirmek için çabalara girdiğidir. Ankara’nın son dönemde Vaşington’a birtakım olumlu sinyaller göndermeye çalıştığını görüyoruz. Öte yandan, sürekli olarak Türk gemilerinin ve tırlarının Rusya gümrüklerinde bekletildiğini, bahane ile birtakım zorluklar çıkarıldığını duyuyoruz. Belli ki Rusya’nın bir derdi var. Türkiye ile sıkı ilişkiler içerisindeyken böyle hamlelerde bulunmak akla yatan bir şey değil gibi görünse de tam bir jeopolitik oyun oynandığı da açık. Rusya’nın derdi, tabi ki de Kanal İstanbul. Kanalın tamamlandığı takdirde en zor hale düşücek ülke tam olarak Rusya’dır. Kanal, Türkiye’ye Rusya’nın karşısında uzun vadede üstünlük sağlayacaktır. Ankara’nın hamlesi tam da ABD’nin beklediği bir hareketti. Kremlin, bu hamleyi hemen okudu ve Türk gemileri ile tırlarına zorluk çıkartarak aslında Ankara’ya Kanal İstanbul konusunda endişelerini haykırmaya çalıştı. Ayrıca Kremlin, Türkiye’nin Kırım konusundaki tutumunu da beğenmiyor. Ukrayna, Belarus ve Navalni meselelerinde çok sıkışan Rusya’nın son ihtiyacı olduğu şey Türkiye ile Kırım konusunda anlaşmazlığa düşmektir.</p>

<p>Öte yandan, Türkiye de ekonomisini ferahlatacak ve jeopolitik düğümü çözecek adımlar atmak durumunda. Rusya gibi Ankara’da da kuşatılmışlık hissi gün geçtikçe daha da artmaktadır. Yunanistan ve Bulgaristan’da ABD’nin askeri üs kurma çabaları, Doğu Akdeniz’de Yunanista-İsrail-Birleşik Arap Emirlikler-Mısır tarafından Türkiye’ye karşı oluşturulan “görünmez” ittifak ve bu ittifakın dolaylı bir şekilde ABD’nin rızasıyla kurulduğunu varsayarsak Ankara’nın bir an önce ABD ile ilişkileri normalleştirme çabaları içerisine girmeye ihtiyaç duyduğunu görürüz.&nbsp;</p>

<p>Türkiye’nin Rusya’yı zora sokan hamleleri Kanal İstanbul ile sınırlı kalmadı. Birkaç ay önce Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) içinde “Avrasyacı” olarak bilinen generallerin görevden alınması, Vaşington’a yönelik bir mesajın dışında, TSK Dağlık-Karabağ ile Libya’da başarılar sergilerken en azından dış gözlemci için en hafifiyle garip bir vaka olarak görülüyordu. Özelikle emekli amirallerin Kanal İstanbul’a karşı açık bildiri yayınlamaları, hükümetin tam da beklediği bir hareketti. Bildiri hükümete “Avrasyacı” ve “ulusalcı” generallerin üzerindeki baskıyı artırmak ve bununla Vaşington’a “gerekirse içimdeki Avrasyacıları da temizlerim” mesajını göndermek için uygun bir alan açtı. Türkiye’nin şimdilik “Mavi Vatan” doktrininden vazgeçtiğini, hatta bir zamanlar yıldızı parlatılan Tümamiral Cem Gürdeniz’in bile gözden düştüğünü görüyoruz. Bunların hiçbiri tesadüf değildir, ABD’nin baskısını azaltacak hareketlerdir.</p>

<p><b>ABD’nin son tutumları</b></p>

<p>Rusya’nın bu hamleleri dikkatlice okuduğu gibi Vaşington’un da Ankara’nın niyetinin farkında olduğunu tahmin edebiliriz. Fakat, Rusya şimdilik rahat bir nefes alabilir. Çünkü ABD ordusunun hamleleri Vaşington'un Türkiye ile uzlaşmayı istemediğini gösteriyor. ABD, Yunanistan’daki askeri varlılığını askıya almayı geçiyorum, artırmaya kararlı. Son ABD-Yunanistan anlaşmasında Atina ABD ordusunda tüm 23 askeri üssünü kullanmaya izin verdi. Türkiye sınırına 20 kilometre uzaklıkta Yunan ordusuyla ortaklaşa askeri üs kuruluyor. Bulgaristan’da benzer bir şekilde Bulgar ordusuyla üç ‘mini askeri üs’ kuruluyor. Biden hükümetinin Türkiye ile normalleşmeye daha gidilmeyeceğini gösteren bir hamle de Ermeni meselesinin ‘soykırım’ olarak tanımlanmasında oldu. AB ve NATO yolunda ilerleyen Balkanlar’da ABD-Rusya-Türkiye düğümündeki gelişmelerin bölgeye nasıl etkileri olur? Kanal İstanbul, Rusya tehditinden korkan ülkelere ne fayda sağlar?</p>

<p><b>Kanal İstanbul’un Balkanlar’daki yararlı etkileri</b></p>

<p>Balkan milliyetçi oryantalist çevrelerde kabul edilmek istenmese de Türkiye bir Balkan ülkesidir ve o ülkenin kaderi bölgenin kaderiyle birebir bağlantılıdır. Aynı şekilde Balkanlar’ın kaderi de Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmektedir. Bu realiteyi bir söyleminde Türkiye’nin eski Dış İlişkiler Başkanı Tevfik Rüştü Aras (1925-1938) şu cümleyle özetlemişti:</p>

<p>“Balkanlar’daki bir köylünün ölümü, Afganistan’daki kralın ölümünden daha önemlidir Türkiye için.”</p>

<p>Batı ile bölgede hakimiyet yarışına giren Rusya’yla ilgili son yıllarda tehditi algısı ciddi artış gösterirken, Ankara’nın tutumları daha fazla merak konusu olmaya başladı. AB, özelikle Batı Balkan ülkelerini henüz kabul etmeyeceğini açıkça söylemeye başlayınca, Rusya endişesi artış gösterdi. Türkiye’ye burada kritik rol düşmektedir. Kanal İstanbul'un inşasını tamamlayarak Rusya’ya karşı üstünlük sağladıkça, Ankara Kremlin’in zararlı Balkan siyasetinde de daha fazla söze sahip olabilir. Boğaz rejimini mümkün olduğu kadar kontrol altına alarak, Rusya’nın sıcak denizlere inişi zorlaşır ve dolayısıyla Balkanlar üzerindeki etkisi de uzun vadede azalmaya başlar. Kremlin’in bölgeye yönelik politikalarını eleştirenler, aslında Ankara’nın kanal stratejisini en fazla desteklemeleri gerekenlerdir. Ayrıca, ileride olası Ankara-Vaşington yakınlaşması en çok Balkanlar’a yarayacaktır. Bölgedeki Müslüman unsurunu azaltarak böylece “yeni Ortodoks-Bizans yükselişi” hayalini kuranların tam da korkulu rüyası Balkanlar’da olası Amerikan-Türk ittifakı görmektir. Bu bağlamda, son yıllarda ABD-Türkiye ilişkilerinde tırmanan gerginlikleri takip eden radikal Ortodoks ve “Rusyacı” tayfa, bununla ilgili memnuniyetlerini de gizlemiyorlar. Rusya’ya yakın olan medya organlarında bunu sürekli dile getiriyorlar. Öte yandan, Vaşington Balkanlar’dan Rusya’yı “kovmak” konusunda ciddiyse kanal inisiyatifini fırsat olarak değerlendirmeli ve bir an önce Kremlin’in etkisini azaltacak diplomatik inisiyatiflere girmelidir. Bu stratejide en doğal müttefik Türkiye’dir.</p>

<p><b>(Dr. Yahya Muhasiloviç, Uluslararası Saraybosna Üniversitesi&nbsp;(IUS) Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde&nbsp;öğretim üyesi&nbsp;olarak çalışmaktadır. Aynı zamanda Balkanlar ve Türkiye üzerine çalışmalar yürütmektedir.)</b></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-kanal-istanbul-rusyayi-balkanlardan-uzak-tutacak-bir-h175.html</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Apr 2021 11:00:25 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/04/analiz-kanal-istanbul-rusyayi-balkanlardan-uzak-tutacak-bir-hamledir_19c60.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkleri yok eden ölüm katarları]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/turkleri-yok-eden-olum-katarlari-h153.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>'Göç göç oldu göçler yola dizildi, uyku geldi ela gözler süzüldü''... Rus işgalinden ve Ermeni mezaliminden canlarını, yavrularını kurtarmak için kaçan Erzurum halkının göç türküsü böyle başlar.<br />
<br />
Osmanlı Devleti'nin zayıflaması ile işgale uğrayan Kafkas ve Balkan coğrafyasında yaşayan Türk ve Müslüman halklar için de umutsuzluklar, göçler, ölümler, işgaller, ana vatanlardan kopuşlar, tehcirler de başlamış oldu. Göç hikayeleri, göç türküleri ayrı dillerde söylense de duygular, hüzünler hep aynı noktaya işaret ediyordu. Sürgün edilen, ana vatanlarından koparılan, hastalıklara yenik düşen, yollarda ölen, açlık ve sefaletle karşı karşıya kalan bu halkların acısı, ne yazık ki dünyanın gelişmiş ülkelerince bir türlü görülmedi.<br />
<br />
Tehcir edilen halkların sığınağı haline gelen Türkiye'yi, yıllardır Ermeni iddialarıyla karşı karşıya bırakan birçok gelişmiş ülke, ne yazık ki Kafkaslar ve Balkanlardan sürülen milyonlarca halkın yaşadığı acıları bir türlü görmek istemedi.<br />
<br />
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Kafkas Vakfı ve Balkan Medeniyet Derneği yetkililerinden derlenen bilgilere göre, Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasıyla 19. yüzyıldan itibaren Kafkaslardan ve Balkanlardan Anadolu'ya göçler başladı.<br />
<br />
<strong>Kafkas Halkının Büyük Dramı</strong><br />
<br />
Rus Çarlığı’na bağlı askeri birliklerin 1859 yılında Kafkasya'ya girmesiyle bu coğrafyada göçler de beraberinde başladı. Rus birliklerine karşı verilen savaşı kaybeden Kafkas halklarını büyük bir dram bekliyordu. Çar'ın Kafkasya temsilcisi Grandük Mişel'in 1864 Ağustosunda Batı Kafkasyalılara, ''Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir'' şeklindeki fermanı, bölgedeki sürgünleri ve göçü tetikledi.</p>

<p><strong>Yüzde 30'u Yolculuğunu Tamamlayamadan Öldü...</strong><br />
<br />
Rus Çarlığının emriyle 1864 yılında 1 milyon 500 bin Kafkasyalı yurdundan oldu. Tehcire zorlanan Kafkas halklarının birçoğu sürgün yolculuğunda açlık ve kötü koşullara yenik düşerek can verdi, binlercesi Karadeniz'in azgın dalgalarına dayanamayan gemilerin batmasıyla engin sularda boğuldu, yüzlercesi kalıcı hastalığa yakalandı.<br />
<br />
Karadeniz'deki Taman, Tuapse, Anapa, Soçi, Sohum, Poti ve Batum gibi limanlardan Rus, Osmanlı ve İngiliz gemilerine bindirilen muhacirler, Trabzon, Ordu, Samsun, Sinop, Varna, Köstence ve İstanbul'a getirildi. Arşiv kayıtlarına göre, Kafkaslar'dan sürgün edilen insanların yüzde 30'una yakını, yolculuk tamamlanamadan öldü.<br />
<br />
<strong>Almanlarla İş Birliği Yaptınız Dediler, Yine Sürdüler...</strong><br />
<br />
Kafkasya'da sürgünler 1864 yılıyla sınırlı kalmıyordu. 1864 sürgünüyle dünyaya savrulan Kafkasyalılar, tekrar ana vatanlarında toparlanma fırsatı bulamadan bu sefer 1943 ve 1944 yıllarında SSCB lideri Josef Stalin'in emriyle geniş çaplı bir sürgüne maruz bırakıldı. Bu sürgünde ise Kafkas halkları, asılsız bir şekilde II. Dünya Savaşı'nda Almanlarla iş birliği yapmakla suçlanıyordu.<br />
<br />
<strong>Karaçay Balkarların Sürgününü Biliyor musunuz?</strong><br />
<br />
SSCB'ye bağlı Karaçay Özerk Bölgesi, 2 Kasım 1943'te Sovyet askerlerince kısa süre içinde boşaltıldı. Emirlere uymayan Türk kökenli bu halk, anında infaz edildi. Karaçay halkından 32 bin 929'u çocuk olmak üzere 63 bin kişi tıpkı diğer Kafkas halklarına yapıldığı gibi hayvan vagonlarına doldurularak Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'ın iç bölgelerine gönderildi. 8 Mart 1944'de ise Balkarlar, Karaçay halkının maruz kaldığı acı sürgünü yaşadı.<br />
<br />
<strong>Çeçen Ve İnguşların Sibirya Sürgünü...</strong><br />
<br />
Kızılordu'nun 23 Şubat 1944'te Kızılordu'nun 26. kuruluş yıldönümünü şenliklerine davet edilen Çeçen ve aynı etnik kökene sahip olan İnguşlar, apar topar ve binlerce insanın ölümü pahasına Sibirya'ya sürüldü.<br />
<br />
<strong>Tüm Mallarına El Konuldu, 20 Kiloluk Bagaja İzin Verildi</strong><br />
<br />
Sürgüne gönderilen her aileye, yanlarına almak için ancak 20 kilogram bagaj izni verildi, insanların tüm mal varlıklarına ve hayvanlarına el konuldu.<br />
<br />
Felaketin en büyüğü ise sürgün yolculuğunda gerçekleşti. Sürgün edilen insanların yüzde 20'si kötü hava koşulları ve açlıktan öldü. Ölüm Çeçen ve İnguşlar'ın yakasını yerleştirildikleri yeni yerlerde de bırakmadı. Gerek iklim gerek ağır çalışma koşulları ve bunlara bağlı salgın hastalıklar nedeniyle pek çok muhacir yaşamını yitirdi. Çeçen ve İnguş halkının sürgündeki nüfus kaybının yüzde 38 oranında olduğu kaydediliyor.<br />
<br />
<strong>Topraklarına Ancak 1957 Yılında Dönebildiler</strong><br />
<br />
Sovyetler Birliği Yüksek Şurası, 9 Ocak 1957 yılında aldığı karar ile 1944 yılında topyekun sürgün edilen Çeçen ve İnguşların ana vatanlarına dönmelerine izin verdi. 7 Mart 1944 tarihinde lağvedilen ve toprakları çeşitli ülkelere paylaştırılan Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ise 1957 yılında yeniden kuruldu. 1939 yılının resmi kayıtlarına göre 488 bin olan Çeçen-İnguşların nüfusu sürgünden sonra 200 bine kadar düştü. 1959 yılında ise Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'ndeki tüm İnguş ve Çeçenlerin sayısı 311 binden ibaretti.<br />
<br />
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan'da Rus birlikleriyle yerel direnişçiler arasında savaş başladı. 1994-96 yılları arasında bir milyon civarında nüfusu olan Çeçenistan, bu savaşta yaklaşık 120 bin kurban verdi. 1999-2001 yılları arasında yaşanan ikinci savaşta ise 100 bin Çeçen öldü, 30 bin Çeçen ise sakat kaldı.<br />
<br />
<strong>Kırım Tatarlarının Sürgünü: 3 Günde 220 Bin Tatar Zorla Yurtlarından Koparıldı</strong><br />
<br />
Stalin döneminde sürgün sadece Kuzey Kafkasya ile sınırlı kalmadı. Sürgün kararından en çok etkilenen bir diğer halk ise Kırım Tatarlarıydı. 18 Mayıs 1944 gecesi başlayan sürgün furyası, 3 gün içinde 220 bin Kırım Tatarı'nın zorla yurtlarından koparılmasıyla sonuçlandı.<br />
<br />
Orta Asya'nın ücra köşelerine götürülmek üzere ölüm katarlarına bindirilen Kırım Tatarlarının yüzde 42'si zor koşullara dayanamayarak ya da yapılan baskılar sonucu yaşamını yitirdi. Vatanlarına dönmek için çok yoğun bir mücadele veren Kırım Tatarları, hedeflerine ulaşmak için 1980'li yılları beklemek zorunda kaldı.<br />
<br />
Yıllar sonra terk ettiği topraklarına gelen insanları başka bir hazin tablo bekliyordu. Kırım Tatarları yurtlarına döndükleri zaman evlerinin, iş yerlerinin ve topraklarının Ruslar ile Ukraynalılara dağıtıldığını gördü.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/ahıska_1.jpg" /><br />
<br />
<strong>Ahiskalıların Sürgünü</strong><br />
<br />
Gürcistan'ın Ahıska bölgesinde yaşayan ve ''Osmanlı Türkleri'' olarak da bilinen Ahıskalılar, 14 Kasım 1944 yılında tarihin en acı olaylarından birini yaşadı.<br />
<br />
Aradan geçen 65 yıla rağmen Ahıskalılar, halen yurtlarına dönemedi. Anavatanlarından koparılan ve gittikleri yerde hayatta kalan Ahıskalıların torunları bugün Rusya Federasyonu, Özbekistan, Kazakistan, Türkiye, Ukrayna, Almanya, Fransa, İtalya ve ABD'de yaşamlarını sürdürüyor.<br />
<br />
<strong>Bir Gece Yarısı Ölüm Katarına Katıldılar</strong><br />
<br />
Stalin'in emriyle bir gece ansızın gelen haber üzerine doğup büyüdükleri vatanlarını zorla terk ettirilen Ahıska Türkleri, ''ölüm katarı'' olarak adlandırılan hayvan vagonlarına istiflenerek bir bilinmez yolculuğa çıktı. Sibirya'ya ve Sovyetlerin iç bölgelerine gönderilen yaklaşık 250 bin Ahıska Türkünün birçoğu yolda hastalıktan, açlıktan yaşamını yitirdi. Ayrı ayrı bölgelere dağıtılan Ahıska Türkleri yıllarca birbirinden haber alamadan yaşadı.<br />
<br />
Özbekistan'da sürgün hayatı yaşayan Ahıskalılar, 1989 yılında ikinci büyük sürgün daha yaşadı. Fergana'da çıkan olaylarda yaklaşık 100 bin Ahıska Türkü ikinci vatan edindikleri Özbekistan'dan komşu ülkelere ve Rusya'nın Krasnodar bölgesi ile Ukrayna'ya göç etmek zorunda kaldı. Türkiye'de bir süre önce çıkarılan yasa ile Ahıskalıların Türk vatandaşlığına geçişi kolaylaştırıldı.<br />
<br />
1944'de sürgün edilen Kafkas halklarından hiçbir şekilde yurtlarına dönüş yapamayanlar ise Ahıskalılar oldu. Gürcistan, Avrupa Konseyi'ne kabul edilirken Ahıskalıların yeniden kendi vatanlarına yerleştirilmesi konusunda taahhüt altına girdi, ancak bugüne kadar verilen sözler yerine getirilmedi.<br />
<br />
<strong>Karabağ'ın ''Kaçgınları''</strong><br />
<br />
Ermenistan'ın Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesini 1992-94 yıllarında yaşanan savaşta işgaliyle başlayan süreçte en çok zarar gören, sivil halk oldu. İşgale uğrayan topraklarından kaçan yaklaşık 1 milyon Azeri Türkü, halen zor koşullar altında Azerbaycan'ın çeşitli vilayetlerinde yaşamlarını sürdürüyor.<br />
<br />
<strong>Rumeli Türklerinin Yaşadığı Zulüm... Zorla Topraklarından Kopuş Hikayesi...</strong><br />
<br />
Üsküp, Kalkandelen, Manastır, Ohri, Selanik, Saraybosna, Prizren, Şumnu, Varna, Deliorman, Belgrad, Sancak... Rumeli Türklerinin ''çil çil kubbeleriyle'' geride bırakıp gelmek zorunda kaldıkları şehirlerden sadece birkaçıydı. Rumeli Türkleri, ayrı bir anı, ayrı bir acı, ayrı bir özlemle terk edilmeye zorlanmıştı ecdat yadigarı toprakları....<br />
<br />
Yaklaşık 500 yıl idaresi altında yaşadıkları Osmanlı'nın zayıflamasıyla birlikte bu bölgede yaşayan Türkler ve Müslüman halkları da zor günler bekliyordu. 1912 yılında yapılan 1. Balkan Savaşı'nın kaybedilmesiyle de elden çıkan topraklardan milyonlarca Türk, Boşnak ve Arnavut, Anadolu'ya göç etmek zorunda bırakıldı. Göç etme imkanı bulamayanlar ise kaldıkları coğrafyada çeşitli asimilasyonlara maruz kaldı.<br />
<br />
<strong>Mimari Eserler Bile Yok Edildi</strong><br />
<br />
Göçlerin en acı yanı ise 500 yılı aşkın Osmanlı idaresinde kalan coğrafyadaki Türk şehir mimarisinin en güzel örnekleri olan eserlerin yok edilmesi oldu. Osmanlı'nın 15 bin 787 mimari yapı inşa ettiği Balkanlar'da göçlerle birlikte bu tarihi eserler de sahipsiz kaldı. Osmanlı'nın izlerini yok etme pahasına birçok tarihi cami, han, hamam yıkıldı, geri kalan bir çok tarihi eser ise aslından uzak görünümle restore edilip amacı dışında kullanıldı.<br />
<br />
<strong>Balkanlar’dan İlk Göçler Sırbistan'dan Başladı</strong><br />
<br />
Balkanlar’dan Anadolu’ya göçün ilk dönemi, 1804 yılında Sırp isyanı ile başladı. 1804'te isyan eden Sırpların şiddet hareketleri sırasında, Semendire'ye bağlı yerlerde Türklere karşı girişilen katliamdan kaçanlar, Rumeli ve Bosna-Hersek'e göç etti.<br />
<br />
1826'da yapılan Akkerman Antlaşması ile 150 bin Türk, Sırbistan'dan göç etmek zorunda kaldı. 1867 yılında Sırpların zulmünden kaçan 150 bin civarında Boşnak da Türklerle birlikte Anadolu;ya göç etti. Yine 1908-23 yılları arasında 300 bin, 1923–33 yılları arasında da 350 bin Türk Sırbistan'dan göç etti. Göç edenlerin bir kısmı ise yollarda hastalık ve açlıktan öldü.<br />
<br />
<strong>Yunanistan'dan Yaşanan Göçler... Rum Çetelerinin Vahşeti...</strong><br />
<br />
Yunanistan'dan Türkiye'ye ilk göçler 1820 yılında Mora isyanından sonra başladı.<br />
<br />
Avrupa'dan gelen gönüllü askerlerle Rum çeteciler, Teselya ve Ege adaları ile Mora'da oturan Türk ve Müslüman halka zulmetmeye başladı ve 32 bin Müslüman Türkü öldürdü. Rusya ile İngiltere arasında yapılan anlaşma ile 1826 yılında bağımsız Yunan devleti kuruldu ve Müslüman halkı Yunanistan'dan çıkarma kararı alındı. Bu kararla birlikte Türkler yüzyıllarca yaşadıkları coğrafyadan sürgün edilmeye başlandı.<br />
<br />
Mora'nın ardından Girit'te de 1864 yılında Rumların sivil Türk halkına karşı katliamlara girişmesi üzerine, bu bölgeden Anadolu'ya ve İstanbul'a 60 bin kişi göç etti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra da Yunanistan'daki Türklerden bir kısmı, Anadolu'ya kaçmak zorunda kaldı. Kurtuluş Savaşı'nı takip eden Lozan Antlaşması hükümlerine göre yapılan mübadelede ise Türkiye'ye 1923-1933 yılları arasında 384 bin kişi geldi.<br />
<br />
Yunanistan'dan göçler, 1934-1960 arasında da devam etti. Bu tarihlerde 23 bin 788 kişi Türkiye'ye geldi. 1960-1970 arasında ise 20 bin kişi Yunanistan'dan Türkiye'ye yerleşti.<br />
<br />
<strong>Bulgaristan'dan Kaçış... 30 Bin Türk'ün Sürgünü...</strong><br />
<br />
Rusların 1828'de Tuna'yı aşarak Edirne'ye kadar gelmesi ve Bulgarları Türklerin üzerine saldırtması sonucu 30 bin Türk, Anadolu'ya göç etti.<br />
<br />
1876'da Rusya, Almanya ve Avusturya tarafından Balkanlar bölündü. Avusturya, Bosna-Hersek'i aldı, ayrıca Bulgarlar ve Sırplara, Rusya himayesinde bağımsızlık verildi. Aynı yıl Bulgarlar, Türklere karşı şiddet hareketlerine girişti.<br />
<br />
Buradaki Türkleri korumakla görevli Türk ordusunun hareketi, Avrupa devletlerinin müdahalesiyle durduruldu. Binlerce Türk, Edirne, İstanbul ve Anadolu'ya göç etti. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra yapılan Berlin Antlaşması ile Bulgaristan devletinin kurulması kabul edildi. Bu durum, Bulgaristan'daki Türkler için kötü sonuçlar doğurdu.<br />
<br />
1876-1878 yılları arasında 200 bin Türk, Edirne ve civarına yerleşti. Sonraki yıllarda ise 300 bin göçmen, Rumeli'den Anadolu'ya geçti. Kuzey Bulgaristan'dan göç eden bir kısım Türk ise Rodoplar'da uğradıkları silahlı saldırılarda ağır kayıplar vererek Türkiye'ye gelebildi. Bu tarihlerde Doğu ve Batı Trakya ile İstanbul'un her yeri göçmenlerle doldu. Osmanlı bu göçmenlerin iskanı konusunda büyük zorluklar yaşadı.<br />
<br />
Arşivlerde, 1885-1923 yılları arasında Bulgaristan'dan Türkiye'ye 500 bin kişinin göç ettiği belirtiliyor. 1923-1933 yılları arasında ise göç edenlerin sayısı 101 bin civarındadır. Yine Bulgaristan'dan 1934-1960 arasında 272 bin 971 kişi, 1968-79 yılları arasında da Bulgaristan'dan Türkiye'ye 116 bin 521 kişi Türkiye'ye göç etti.<br />
<br />
Bulgaristan;dan son göç hareketi ise 1989 yılında Bulgar hükümeti tarafından burada yaşayan Türklerin Türkiye'ye göçe zorlanmaları ile başlatıldı. Göçmenler kitleler halinde trenlerle Türk sınırına bırakıldı. Böylece Türkiye, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da görülen en yoğun ve zorunlu göç akımını yaklaşık üç aylık bir süre içinde kabul etmek durumunda kaldı. Bu dönemde 64 bin 295 aileye mensup 226 bin 863 kişi serbest göçmen olarak Türkiye'ye geldi. Bu tarihten itibaren 1995 yılına kadar da aralıklı olarak gelen serbest göçmenlerin sayısı 73 bin 957 kişiye ulaştı. Bütün bu göçlere rağmen bugün Bulgaristan'da halen 1 milyonun üstünde Türk bulunuyor.<br />
<br />
<strong>Romanya'dan Yaşanan Göçler</strong><br />
<br />
Romanya toprakları, Osmanlı İmparatorluğu idaresindeyken, Besarabya ve Kırım'dan on binlerce Türk buraya yerleşti. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşlarında, Rus ordularının Tuna'yı aşarak Şumnu'ya kadar ilerlemesi üzerine bu bölgede yaşayan Türkler göçe zorlandı. Şumnu ve Dobruca civarından, 1812 yılından sonra 200 bin Türk, Anadolu'ya göç ederek başta Eskişehir olmak üzere çeşitli bölgelere yerleştirildi.</p>

<p>1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Besarabya'nın Rusların eline geçmesi Dobruca'nın ise Rumenlere bırakılması üzerine Türklerin göçü yeniden başladı. O yıllarda Dobruca'dan 80 bin civarında Türk, yurtlarını terk ederek Anadolu'ya yerleşti. 1923'ten sonra, Dobruca'dan yeni göçler başladı. 1923-1933 arasında 33 bin 852 kişi göç etti. 1934-1960 yılları arasında ise Romanya'dan göç edenlerin sayısı 87 bin 476'ya ulaştı.<br />
<br />
Yugoslavya: Yugoslavya'dan Türkiye'ye Cumhuriyet döneminde toplam 77 bin 431 aileye mensup 305 bin 158 kişi göç ettiği, resmi kayıtlarda yer alıyor. Yugoslavya idaresinin baskıları sonucu 1946-1968 ve 1971 yıllarını kapsayan göçlerde özellikle Üsküp, Prizren ve Sancak bölgesinde yaşayan Türk, Boşnak ve Arnavutlar, evlerini ve mallarını cüzi fiyatlara satarak Türkiye'ye gelmek zorunda bırakıldı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/turkleri-yok-eden-olum-katarlari-h153.html</guid>
      <pubDate>Sun, 25 Apr 2021 12:26:30 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/04/turkleri_yok_eden_olum_katarlari_h153_9a88b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANALİZ - Balkanlar’ı karıştıran “non paper” olayının jeopolitik amaçları ne?]]></title>
      <link>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-balkanlari-karistiran-non-paper-olayinin-jeopolitik-h132.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Son bir haftadır bölgede en çok konuşulan konu, Slovenya’nın <i>Necenzurisano</i> haber portalının yayınladığı ve bölgedeki sınırları değiştirmeyi, yeni sınırların çizilmesini öneren belge oldu. Popüler ismiyle belge “non paper” olarak biliniyor. Kimler tarafından yazıldığı hala açık değil. Sadece belgenin bir kısmının Macaristan’da yazılmış olduğuna inanılıyor. Belgenin olası menşei hakkında şimdilik tek tahmin bu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Belgenin ana öncülü, Balkanlar’da eski Yugoslavya’nın dağılma sürecinin tamamlanmadığı ve bölgede istikrarın sağlanması için mevcut ulus sınırlarının alandaki etnik sınırlarla örtüşmesi ya da bölgedeki ulus sınırlarının oluşuturulma sürecinin tamamlanması gerektiği yönünde. Bu sürecin “doğal etnik sınırlarla” tamamlanmadığı taktirde, özelikle Türkiye’nin Bosna Hersek ve Kuzey Makedonya’da zaman içerisinde daha fazla nüfuza sahip olacağı endişesi ve uyarısı da yer alıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Belgenin de vurguladığı gibi bölgede bazen tek bir milletin iki devleti (Arnavutluk ve Kosova örneği) ya da iki farklı siyasi oluşumu (Sırbistan ve Republika srpska örneği) olabiliyor. Özelikle Arnavut ve Sırpların ulusal devlet sınırları tamamlanmadığı için bu durumun uzun vadede bölgede istikrarsızlığa yol acabileceğine inanılıyor. Kısacası, Balkanlar’da ulus-devlet sınırlarının etnik habitat ile örtüşmediği taktirde bölgede uzun vadeli barışı beklemek imkansıza yakın.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Vurgulanması gereken bir gerçek de bu teorinin çok eskilere dayandığı ve son yayınlanan belgenin bu açıdan orijinal ve yeni bir fikir olmadığıdır. Uluslaşma sürecinin tamamlanması gerektiği teorisinin hem bölgede hem de yabancı güç merkezlerinde savunucuları modern tarih boyunca sayıca az değildi. Batı’da da Henry Kissinger ve Timothy Less gibi bu teorilerin savunucuları olmuştu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">“Non paper” olarak bilinen bu son belgelerin amacına gelecek olursak, bölgedeki birçok analist bu tip şüpheli belgeler ortaya çıktığı zaman bunun bir siyasi “spin” olduğuna inanmaya eğilimlidir ve bu sebepten belgenin menşei ve yazarı önemsiz görülüp hedeflerine odaklanır. Bu yüzden herkes bu belgenin menşeinden ziyade belgeyle nelerin amaçlandığını merak etmektedir. Belgede, Bosna Hersek ve Kuzey Makedonya odak nokta olduklarından, doğal olarak bu iki ülkenin en büyük güvenlik tehditlerinden şüphe ediliyor. Bu sebepten, Bosna Hersek bağlamında Sırbistan ve Hırvatistan, Kuzey Makedonya bağlamında ise Arnavutluk şüpheli durumuna düşüyor. Başka bir bakış açısına göre ise non papers olayı, geç kalmış aşılardan ve neredeyse iki senedir devam eden Kovid-19 salgını sırasında yaşanan birtakım skandallardan dikkati başka yere çekmek için Boşnak siyasiler dahil, bölgedeki siyasiler tarafından üretildi. Ayrıca, doğal olarak büyük güçlerin de bu işin içinde parmağı olabileceğinden şüphe ediliyor. Tahmin edilmesi zor değil, en başta Rusya’dan şüpheleniliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><img class="detayFoto" src="https://www.balkannews.com.tr/images/upload/map-new-balkan.jpeg" /></span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bu belgenin amaçlarını anlamak için bölgenin gündem siyasetinden uzaklaşmak gerekiyor. Gündemde olan “non paper” aslında son aylarda ortalığı karıştıran tek belge değil. Yakın zamanda bu tip “spinlerin” sayıca çoğalması bize birtakım mesajlar gönderiyor. Özelikle Orta ve Doğu Avrupa’daki aşırı sağ eğilimli merkezlerden gelmesi de bu açıdan şaşırtmamalı. Bilindiği gibi Orta ve Doğu Avrupa’daki milliyetçi-populist siyasetçilerin üzerinde gittikçe artan bir Kremlin etkisi var. Rusya’nın popülist Avrupalı siyasetçileri AB’yi zayıflatmak için kullandığı biliniyor. Diğer yandan, Viktor Orban ve Yanez Yanşa gibi isimlerin, ki bu gruba Hırvat Demokratik Birliği (HDZ) partisini de ekleyebiliriz, Brüksel’in ve genel olarak liberal düzenin güçlerinin etkisini kendi ülkelerinde sınırlamak için Rusya kartını kullandıkları da açık ve nettir. Özelikle Bosna Hersek ve bölge bağlamında son aylarda Orta ve Doğu Avrupa’dan gelen spinlerin arkasında Rusya’nın olduğunu da tahmin etmek zor değil. “Non paper” olayının arkasında Rusya ve Avrupalı milliyetçi-popülist unsurların olduğunu kabul edersek yaşanan skandallın daha da büyük açıklığa kavuştuğunu görmüş oluruz. Bu durumda akıllara gelen tek bir soru var<b>: “Rusya bu belgeyle neyi hedefliyor?”</b></span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">İlginçtir ki Rusya kendisini NATO ve ABD’ye karşı ne zaman tehdit altında hissetse Balkanlar’da bu tür spinler türemeye başlıyor. Benzer haberler, özelikle 2014 senesinde şaşırtıcı bir şekilde artış göstermişti. 2014’ten beri Kremlin’in ana stratejilerinden biri Balkanlar’ı Batı’ya karşı bir müzakere araçı haline getirmeye çalışmasıdır. Ancak bu konu da pek de başarılı olduğu söylenemez. Rusya’nın son aylarda NATO ve ABD tehditine karşı sıkışmış durumda kendini hissetmiş olduğunu işaret eden gelişmeler ise son günlerde Ukrayna sınırında askeri varlığını artırmasıdır. Kremlin, 2014’ten beri Ukrayna konusunda bu kadar radikal adımlar atmamıştı. Kremlin’in, Ukrayna’da radikalleşmesi aslında bir çaresizlik haykırışından başka bir şey değildir. Rusya’nın son Ukrayna çıkışları, ABD’nin artan etkisine karşı bir tepki hareketidir. Belki de ABD ve Rusya Ukrayna savaşını “dondurmaya” ve Ukrayna’yı “hiç kimsenin bölgesi” olarak tutmaya karar verdiler. Fakat hiçbir şekilde bu iki güç Kiev üzerinden etkisini artırmayı keseceklerini söylemedi. Savaş dondurulduğundan beri her iki taraf ülkenin içinde aktif bir şekilde hem propaganda hem de somut adımlar atmakta. Batı, bu konuda daha başarılı görülüyor. Ukrayna’da Batı etkisi ve Rusofobi, tehditvari artış gösterince Kremlin’de kuşatılmışlık etkisi de paralel olarak artmaya başladı. Diğer yandan, Belarus’da da benzer bir şekilde popüler protestolar dinmiyor. Kremlin’in propaganda aracı kabul </span></span></span><span lang="TR" style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">etmek</span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""> istemese de Rusya ve Lukaşenko rejiminin bu ülkede savunmada olduğu açık ve nettir. Rusya’nın iç siyasetinde de durum pek parlak değil. Navalny faktöründen dolayı hem ülke içinden hem de dışarıdan Kremlin’e karşı büyük eleştiriler geliyor. Dolayısıyla, hepsini hesaba katarsak 2014’ten beri Rusya kendini bu kadar tehdit altında hissetmemiştir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Kendini çevrelemiş ve güvensiz olarak hissetiği için de Kremlin Batı’nın dikkatini başka bölgelere dağıtmaya çalışıyor. Bunu yapmak için en elverişli bölge ise Balkanlar. Rusya, “non paper” meselesini kendine yakın olan milliyetçi kanalları kullanarak bu sefer Batı’nın avlusu olarak görülen Balkanlar’da istikrarsızlık yaratmaya çalışıyor. Amaç, baskıyı hafifletmek ve Batı’yı kendi hinterlandı ile meşgul ederek kendi sınırlarındaki baskıyı hafifletmektir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:150%"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:150%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Her şeye rağmen Kremlin’in bu stratejisine karşı Balkanlar’da beklenen sonuç alınamadı. En radikalleri dahil, siyasetçilerin neredeyse hiçbiri bu planı destekleyeceğini söylemedi. Sırf siyasetçilerin söylemlerine inananarak hareket etmek naiflikten başka bir şey olmaz. Fakat, kendileri savaşa gireceğini söyleseler ve bunu gerçekten isteseler bile Balkan devletlerinin birbirleriyle savaşa girmeleri için ne askeri ne demografik ne ekonomik ne de diplomatik güçleri var. Ayırca, devletlerin hiçbirinin belgede önerildiği gibi “barış içinde ayrılmaya” da sıcak bakmadığı ortaya çıkmış oldu. Bir de özelikle büyük güçlerin böyle bir senaryoya hiçbir şekilde sıcak bakmadıklarını hesaba katarsak Balkanlar’da kimsenin kimseye savaş ilan edecek cesareti ya da gücü yoktur. Bu sebepten, “non paper” olayının sadece siyasi bir spinden ibaret kalacağı gün geçtikçe daha da fazla anlaşılmaktadır. </span></span></span></span></p>

<p><strong>(Dr. Yahya Muhasiloviç, Uluslararası Saraybosna Üniversitesi&nbsp;(IUS) Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde&nbsp;öğretim üyesi&nbsp;olarak çalışmaktadır. Aynı zamanda Balkanlar ve Türkiye üzerine çalışmalar yürütmektedir.)</strong></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.balkannews.com.tr/analiz/analiz-balkanlari-karistiran-non-paper-olayinin-jeopolitik-h132.html</guid>
      <pubDate>Wed, 21 Apr 2021 10:34:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.balkannews.com.tr/images/haberler/2021/04/analiz_balkanlari_karistiran_non_paper_olayinin_jeopolitik_amaclari_ne_h132_c4ee8.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>BALKAN NEWS</author>
    </item>
  </channel>
</rss>
