Erdoğan: "Öyle bir emanet aldık ki biz Evlad-ı Fatihan olan o topraklara uzaktan bakamayız"
Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen Büyük Rumeli Buluşması'nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Evlad-ı Fatihan olan Rumeli topraklarına uzaktan bakamayacaklarını söyledi.
Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı merhum Aliya İzetbegoviç'i son döneminde hastanede ziyaret ettiğini anımsatan Erdoğan, onun kendisine "Tayyip evladım, bu topraklar Evlad-ı Fatihan'dır. Bu Evlad-ı Fatihan olan topraklar size emanettir." dediğini aktardı.
Merhum İzetbegoviç'in oğlu Demokratik Eylem Partisi (SDA) Genel Başkanı Bakir İzetbegoviç'in kendisine, babasının o ana kadar konuşmadığını söylediğini anlatan Erdoğan, "Tabii bu bizim için bir duygu seliydi, Rabbime hamd ettim. Ama öyle bir emanet aldık ki biz Evlad-ı Fatihan olan o topraklara uzaktan bakamayız. Biz oralara bir emanet olarak bakmasını biliyoruz ve bakacağız." şeklinde konuştu.
Gerek diplomatik gerek siyasi gerekse ekonomik açıdan Türkiye'nin varlığını, Rumeli'de yeniden hissettirdiklerini vurgulayan Erdoğan "Bugün hamdolsun en küçük bir sıkıntılarında kardeşlerimizin imdadına koşabiliyoruz. Bosna Hersek'te sel felaketi olunca bunu yaptık. Arnavutluk'ta deprem olunca bunu yaptık. Diğer ülkelerde herhangi bir afet yaşanınca bunu yaptık. Siyasi istikrarsızlık riskiyle karşılaştıklarında bunu yaptık. Zor günlerinde, kara günlerinde kardeşlerimizin hep yanında olduk. Barış Yolu olarak adlandırdığımız Saraybosna-Belgrad Otoyolu Projesi'ni tamamladığımızda Balkanlar'a yeni bir soluk borusu açmış olacağız." değerlendirmesini yaptı.
Daha sonra Rumeli Ağıtı'nın mısralarını okuyan Erdoğan, sadece Rumeli'de değil, Balkanlar'dan Kafkaslara, Adriyatik'ten Altaylara, 3 kıta 7 iklimde gönüllerin bir olduğu nice kardeşlerinin olduğunu dile getirerek, ellerini semaya açarak "Allah Türkiye'ye zeval vermesin" niyazıyla gözyaşı döken nice sevdalıları olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dili, dini, kültürü, derisinin rengi farklı olsa da umudunu ülkesinin başarısına bağlamış 100 milyonlarca dostlarının olduğunu belirterek, 14 Mayıs seçimlerindeki destekleri için herkese teşekkür etti.
Salondakilerin çok güzel ve vefakar insanlar olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Rabbim muhabbetimizi daim eylesin diyorum. Kardeşlerim biz istiklal ve istikbal bayrağını bir dönem hükümranlık alanı 10 milyonlarca kilometrekareyi bulan Osmanlı'dan devralmış bir devletiz. Türkiye Cumhuriyeti 1000 yıldır bu topraklarda varlık yokluk mücadelesi veren mücadelemizin ilk değil en son devletidir." ifadelerini kullandı.
Osmanlı'dan beri süren göçlerde binlerce insanın hayatını kaybettiğini anımsatan Erdoğan, "Ana vatanlarından sürgün edilen Çerkes kardeşlerimiz, doğdukları topraklarda zulme uğrayan Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri, tarihin en büyük katliamlarına maruz bırakılan Rumeli muhacirleri, hasılı Osmanlı'nın adalet sancağı altında huzurla yaşayan milyonlarca kardeşimiz, soydaşımız son çare olarak Cumhuriyet topraklarına sığındı. Türkiye, Çerkes'i, Tatar'ı, Gagavuz'u, Arnavut'u, Boşnak'ı, Türkmen'i, Özbek'i, Uygur'u ile başı dara düşen her kardeşine bir eman ve esenlik yurdu oldu." diye konuştu.
Milletçe el ele, gönül gönüle vererek Türkiye'yi kalkındırmaya, ekonomisini güçlendirmeye, bu topraklarda özgür ve başı dik bir şekilde yaşamaya çalıştıklarını vurgulayan Erdoğan, acısıyla tatlısıyla, eksiğiyle fazlasıyla, nice badireleri aşıp, nice saldırıları göğüsleyerek millet olarak Türkiye'yi bugünlere getirdiklerine işaret etti.
Batı Trakya, Bulgaristan ve Balkanlar'dan gelenlerin bu ülkenin göçmeni değil, asli evladı olduğunun altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Sizlerin dedeleri, ataları başka bir yere değil, ana yurtlarına, baba evlerine geldiler. Asırlık hasretin ardından kavuşan kardeşler gibi biz de birbirimize sarıldık, kucaklaştık. Türkiye gibi bir vatanımız, Türkiye gibi bir yuvamız olduğu için Allah'a ne kadar şükretsek azdır. Bizim çekilmek mecburiyetinde kaldığımız yerlerde dünyanın en alçak, en iğrenç, en vahşi katliamları gerçekleştirildi. O zor günlerde Türkiye'ye gelemeyen kardeşlerimiz devletsizliğin acısını iliklerine kadar yaşadılar. Çok ağır baskı ve zulüm gördüler. Dilleri, inançları, gelenekleri yok edilmek istendi. Camileri yıkıldı, türbeleri yerle yeksan edildi. Tekkelerinin, ilim, irfan yuvalarının kapısına kilit vuruldu. Medreseler kapatıldı. Hanlar, hamamlar, kervansaraylar, çeşmeler, imaretler, kütüphaneler bilerek bakımsızlığa terk edildi. Kanaat önderleri, hocaları, alimleri, siyasetçileri hapse atıldı. Kültürel soykırım namına ne varsa hepsini katbekat fazlasıyla yaşadılar, tecrübe ettiler."
Erdoğan, 150 yıl önce binlerce ecdat yadigarı esere ev sahipliği yapan şehirlerde bugün numunelik birkaç yapı dışında hiçbir şey bulunamadığına dikkati çekti.
Nüfusunun yüzde 80'i, çoğunluğu Müslüman olan şehirlerde bugün ya hiç Müslümanın yaşamadığını ya da bir avuç Müslümanın bulunduğunun altını çizen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
"Ancak Batı dünyası bunu hiçbir zaman görmedi, daha doğrusu hep görmezden geldi. Lafa gelince insan hakları adına mangalda kül bırakmayanlar, Avrupa'nın göbeğinde yaşanan bu kültür katliamına 'dur' demediler. Ağızlarını her açtıklarında bize demokrasi ve insan hakları dersi verenler Rumeli'nin acısına, Rumeli'den yükselen feryatlara sağır kesildiler. En son Bosna Savaşı'nda, Srebrenitsa'da olduğu gibi binlerce insanın katledildiği, burunlarının dibindeki soykırımları hiçbir şey yapmadan tribünden izlemeyi seçtiler. Hatta ne yazık ki bunlar katillere yolu açarak onlara yardımcı oldular. Bunu geride bıraktığımız asırda defalarca yaptılar. Söz konusu Müslüman'ın, Türk'ün hakkı ve hayatı olunca tepki göstermek, müdahale etmek, zulmü engellemek yerine hep üç maymunu oynadılar. Aslında bugün de terör örgütlerine kol kanat gererek, camilere, mescitlere saldırılmasına göz yumarak, Türkiye sevdalısı vatandaşlarımıza eziyet ederek değişen hiçbir şey olmadığını ortaya koyuyorlar. FETÖ'cü alçaklarla, bölücü hainlere gösterdikleri sempatinin, anlayışın, hoşgörünün 10'da birini mazlumlara ve mağdurlara göstermiyorlar."
Balkan News/AA