Şükürsüz zihinler trajediyle beslenir
Hak ve batılı ayırt etme sorumluluğunu reddetmiş insanların egolarının her dünyevi kayıp yaşandığında trajedi yaratarak tatmin olduğunu görüyoruz. Gittikçe daha çok kaosa sürüklenen dünyada endişe ve paniğin artmasıyla dünya halkının ayırt etme kabiliyeti kaybolmaya başlamıştır. Mağdur hissetmekten zevk alan ve buna büyük bir bağlılıkla yaşam sürdüren zihniyetlerin sergilediği her tepki alkışlanırsa yeni nesillerin düşünme yetilerini kaybetmemek için ekstra çaba göstermeleri gerekecektir.
Kaosun aslında bireyin iç dünyasında başlayıp dışa vurumu ile gerçekleştiğini göz önüne alırsak insanoğlunun her kargaşa oluşumunda önce kendi içine bakma mesuliyetini fark etmesi önemlidir. Allah’ın kurduğu sistemi ve onun hikmetini topluma adapte etmek yerine her olayda travmatize olma çabasına girmek ne bireye ne de topluma bir şey kazandırır. Bu bakımdan, araştırıp okuyan insanın dünya işleyişini kavrayamaması için bir sebep yoktur. Aklı çalışan insanın ise travma geçirip durması için bir sebep yoktur.
Şüphesiz Allah katında canlıların en değersizi, aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir. (8:22) Aklı çalışan mümin arar ve bulur, aklı çalışmayan aramaz ve bulamaz. İnsan dosdoğru iman etmeyince evrene ve hadiselere Allah’ın gözüyle bakamaz, Allah’ın gözüyle bakamadıkça da olayları doğru okuyamaz. İnsan ancak aklı kadar iman eder ve aklı kadar amel işler.
Bir bakıma cehennemi bu dünyada yaşayan sabit kabiliyetli güruh ısrarla birilerinin veya bir şeylerin kendilerini kurtarmasından medet ummaktadır. Umulan medet karşılanmayınca bu sefer de bitmek bilmez şikayet ve husumet vakti başlar. Vaktin ne zaman dayanışma vakti olduğunu kestiremeyen bu sağırlar için asabiyet gösterisi yaratmak bilinçsiz bir eyleme dönüşmüştür.
Husumete harcanan vakit kuşları izleyerek harcansa mesela, kuşlar herkese ibrettir. Onları izlemek dayanışma güdüsünü hissetmek için yeterlidir. Kaldı ki vahşi hayvanları izleyerek bile dayanışma alışkanlığı kazanılabilir. Çünkü vicdan duygusuyla hareket etmek Allah’ın hayvanlara bile bahşettiği fıtrî bir duygudur. Bu sebeple vicdan, Allah’ın içimizdeki sesidir denilebilir. Bu sesi zamanla Allah’tan koparak kaybedenler, hayvanlardan aşağı olanlar (7:179)derecesine inerler ve hayvanların beceri bakımından bu insanlardan üstün olduğunu söylemek tam da yeridir.
Demek ki Dücane Cündioğlu’nun da sıklıkla belirttiği gibi; aklı olmayanın vicdanı olmaz.
Allah’ın, varlıklarına yerleştirdiği bu davranış kodlarından koparak vicdan ve sağduyusunu yitirmiş bayat beyinlerin, çoğu hadisede hep birilerini yaftalama yarışına girdikleri, hatta hoşlarına gitmeyen her meselede saldırganlaştıkları görülmektedir. Halbuki insanın başına gelen çoğu durum kendi kendilerine sebep olmalarından ötürüdür. İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde felaketler meydana geldi. Böylece yanlış yoldan dönsünler diye Allah onların yaptıklarının bir kısmını onlara tattırıyor. (30:41)
Ayrıca fani dünyada deneyimlenen felaketler ve kayıplar ne kadar büyük olursa olsun, insanoğluna değişim dönüşüm için sıkıntı verildiği anlaşılmalı, bu devinimin önce bireysel olarak en verimli şekilde nasıl tecrübe edilebileceği Kurandaki tavsiyelerle idrak edilmelidir. Sürekli devinen dünyada yalnızca zulüm çekmek veya yalnızca bereket içinde yüzmek mümkün değildir. Ancak bütünlüğü ilgilendiren sosyal problemlerin hepsi milletlerin toplu ahlaki bilinçleri vasıtasıyla oluşmuştur ve bu sosyal problemlerin çözümü ise kutsal bir elin yardımını beklemek yerine, yaratılmış problemli şartları bilinçli bir iradeyle birlikte değiştirmektir.
Kuranda geçen birçok tavsiyeden mutluluğun hem bu yaşamda hem sonraki yaşamda sağlanabileceği anlaşılmaktadır. Bkz: (3:148), (2:201), (39:10).
Huzurlu bir dünya hayatının var olma ihtimali bizim onu gerçekleştirme niyetimizin gücü kadardır.
Ancak, kuşkusuz, bir millet kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. (13:11)
Demek ki iç-dış realitemiz ve ahiret yaşamımız arasında denge bulunuyor, bu dengeler birbiriyle çelişmediği sürece insanoğluna kendi huzurunun istikrarını sağlama gücü verilmiştir.
Kudreti ancak Allah katında arayanlar bilir ki her sabah güneşin doğuşunu izlemek iç huzuru bulmak için yeterlidir. Biz bir düzen içinde yaşayalım diye güneşin hizmetinden faydalanmak bize verilmiş bir ayrıcalık değilse nedir? Doğayı izledikçe gökyüzündeki ve yeryüzündeki her şeyin karşılıklı uzlaşma içinde olduğu hissedilmektedir. Bu, Allah’ın ebedi kudretinin farkına varmak veya Allah’ın dostluğunu doğa aracılığıyla hissetmek gibidir. Allah’ı hissettikçe tabiatı değişenler doğayla birleşmeye başlar. Bu sebeple de doğanın dostluğuyla bile neşe dolu bir sükûnet bulmak mümkündür. Bu hayatta ayırt etme kabiliyetini kaybetmemek için adanabilecek eylemlerden biri doğayı izlemek olabilir..
*
Huzur, barış ve bolluk gerçekten istendiğinde ve bunlar iç dünyamızda hissedildiğinde bu hissiyat dışa yansıyarak gerçekliği değiştirmeye başlayacaktır.
İnsanların nefisleri doğrultusunda istediği bitmek bilmez materyal bolluk-bereket aslında evrene duyulan minnettarlık derecesiyle artar, o ise yaratıcıyla olan bağ ile ilişkilidir.
Yaşam şartları ne olursa olsun içinde bulunulan durumun kattıklarından memnun olmak ve şükretmek, -eğer alışkanlık haline getirilirse- limitsiz bolluğun kapılarını açmaktadır.
İbrahim suresi 7. ayette, Allah şükredenlerin nimetini arttıracağı sözünü vermiştir. Bununla beraber “kim şükrederse ancak kendisi için şükreder, her kim de nankörlük ederse Rabbim hiçbir şeye muhtaç olmayan, zengin ve kerimdir.” (27:40)