14.12.2021, 14:57

Dayton, Bosna'daki birçok krizin ana kaynağı olmaya devam ediyor

Bosna Hersek'te 1990’lı yıllarda yaşanan savaşı sona erdiren, ancak silahları susturmayı başarsa da ülkeye oldukça karmaşık bir siyasi sistem getiren Dayton Barış Anlaşması, imzalanmasının üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen ülkedeki birçok krizin ana kaynağı olmaya devam ediyor.

Günler süren görüşmelerin ardından 21 Kasım 1995'te paraf edilen anlaşma, 14 Aralık 1995’te Fransa'daki resmi törende Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç, Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franyo Tucman tarafından imzalanmıştı.

Dayton ve getirdiği anayasa, ülkenin birçok alanda ilerlemesine ve meselelerini çözmesine engel olurken, otoriteler anlaşmanın son kullanma tarihinin çoktan geçtiğini ve artık güncellenmesi gerektiğini düşünüyor.

Dayton Anlaşmasının imzalanmasının ardından bazı alanlarda güncellemeler yapılmış olsa da bu hiçbir zaman yeterli olmadı. Durum böyleyken, ayrılıkçı söylemleri ile tanınan Bosnalı Sırp siyasetçi Milorad Dodik, anlaşmanın orijinaline dönülmesi tezini ortaya atarak, zaten sıkıntılı olan durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdi.

Bu meseleye daha sonra geri döneceğiz!

Dayton'un getirdiği karmaşık yapı

Bosna Hersek, 1992 yılında yapılan referandumun ardından Yugoslavya'dan ayrılıp bağımsız olunca, Yugoslav ordusunun da desteğini alan Sırplar, kendilerinden olmayanlara yönelik etnik temizliğe başladı.

Dört yıla yakın süren savaşın bilançosu ağır oldu. 2 milyondan fazla insan evlerini terk etti, çoğu sivil 300 binden fazla insan öldü, Srebrenitsa, Priyedor, Vişegrad, Foça, Biyelina ve Zvornik başta olmak üzere Sırplar birçok şehirde Müslüman Boşnaklara yönelik savaş suçları işledi. 8 binden fazla Boşnak sivilin öldürüldüğü Srebrenitsa'da yaşananlar, uluslararası mahkemelerce "soykırım" olarak nitelendirildi.

Anlaşma ile Boşnak, Hırvat ve Sırplar ülkenin "kurucu halkları" olarak kabul edildi.

Ülke Bosna Hersek Federasyonu (FBIH) ile Sırp Cumhuriyeti (RS) entitelerinden ve özel bir statüye sahip Brcko Bölgesi'nden oluşurken, FBIH entitesi de her birinin kendi hükümeti ve parlamentosu bulunan 10 kantona bölündü.

Ülkenin en yetkili makamı olan Devlet Başkanlığı Konseyi, Boşnak, Sırp ve Hırvat 3 üyeden oluşurken, 4 yıllığına halk tarafından seçilen bu üyeler, dönüşümlü olarak 8 aylığına "konsey başkanı" olarak görev yapıyor. Boşnak ve Hırvat üyeler, FBIH'deki seçmen, Sırp üye ise RS'deki seçmenler tarafından seçiliyor.

Tüm bu karmaşık durum yetmezmiş gibi ülkede bir de Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR) bulunuyor. Başında Batılı bir diplomatın bulunduğu bu makam, yasa çıkarmanın yanı sıra halk tarafından seçilmiş devlet yetkililerini de görevden alma hakkına sahip.

Aslında bir nevi “modern sömürge valiliği” olarak da nitelendirilebilecek bu kurumun varlığı ve etkinliği sürekli tartışma konusu olurken, geniş yetkilerle donatılmış bu makamın, eylemde kınamaktan ve tepki göstermekten öteye geçememesi, özellikle Boşnaklar tarafından oldukça eleştiriliyor.

Anlaşmanın Boşnaklar açısından ne denli adil olduğunu ise merhum Aliya’nın şu sözleri ile açıklamak mümkün:

"Bu, adil bir anlaşma olmasa da savaşın devam etmesinden daha adildir. İçinde bulunduğumuz bu durumda ve böyle bir dünyada daha iyi bir barış sağlanamazdı."

13 başbakan, 130’dan fazla bakan

Anlaşmanın getirdiği karmaşık siyasi yapıda, kanton, entite ve devlet düzeylerinde 13 başbakan ve 130'dan fazla bakan bulunuyor. Devlet Başkanlığı Konseyinin 3 üyesinin yanı sıra 2 entitede de başkanlar var.

Karar alma mekanizmalarının zor çalıştığı ülkede, sık sık yetki karmaşaları yaşanıyor. Basit bir kanun çıkarmak dahi yıllar sürebiliyor.

“Dayton’un orijinaline dönmek” ne demek?

Bosna Hersek hiç şüphesiz savaştan sonraki en büyük siyasi krizin içinde ve yine mesele Dayton Anlaşması!

Sıklıkla Sırp entitesini bağımsız yapacağını ve hatta Sırbistan ile birleştireceğini söyleyen Dodik, bu kez “Dayton’un orijinaline dönme” söylemi geliştirerek, birçok kez kırmızı çizgiyi aştı.

Dayton’un imzalanması akabindeki süreçte, devlet kurumlarının güçlendirilmesi için atılan ve o dönemde Dodik ve partisinin de destek verdiği ordunun birleştirilmesi, istihbarat kurumu, ortak vergilendirme sistemi, hakimler ve savcılar konseyi gibi bazı adımlar, bugün nedense Dodik’i birden rahatsız etti.

“Devlet yetkilerinin entitelere taşınması” tezini savunarak Sırp entitesinin kendi ordusunu kurmayı, kendi vergilendirme ve istihbarat kurumlarını oluşturmayı planlayan Dodik, aslında çoktan kırmızı çizgiyi aşmış olsa da uluslararası toplumun ikiyüzlü politikaları Sırp lideri cesaretlendirmekten başka bir işe yaramıyor.

Kurnazca hareket eden ve kendi deyimiyle “dostlarının” desteğini alan Dodik, nihayetinde “savaşı biz değil, Boşnaklar çıkardı” demek adına, mümkün olan tüm çizgileri aşmaya, devlet içinde bir devlet kurmaya, paralel yapılanmalar oluşturmaya devam ediyor.

Birileri “dur” demezse Dodik’in politikalarının nereye kadar uzanabileceği de bilinmiyor.

Bosna’nın elini kolunu bağlayan anlaşma

AB ve NATO üyelikleri başta olmak üzere birçok alanda Bosna Hersek’in adeta elini kolunu bağlayan Dayton'un son kullanma tarihinin geçtiği konusunda birçok kesim mutabık.

Dayton görüşmelerine katılan Amerikan diplomat Richard Halbrooke'un da "anlaşmanın 15 yıllık bir ömrü olduğunu ve sonrasında değiştirilmesi gerektiğini" söylemesi, aslında anlaşmayı dayatanların da ne düşündüğünü ortaya koyuyor.

Kısa vadede, özellikle de uluslararası toplumun müdahalesi olmadan anlaşmanın güncellenmesi mümkün olmasa da Dayton'a dair tartışmaların ve anlaşmanın mevcut halinin neden olduğu krizlerin gelecekte de devam etmesi kaçınılmaz görünüyor.

Yorumlar (0)