Srebrenitsalı Azir, çocuk yaşta öldürülen ağabeyinin kemiklerini 26 yıl sonra toprağa verecek

Bosna Hersek 10.07.2021, 13:43
Srebrenitsalı Azir, çocuk yaşta öldürülen ağabeyinin kemiklerini 26 yıl sonra toprağa verecek
© BalkanNews/Yunus Demirbaş

Azmir Osmanoviç, Bosna Hersek'in doğusundaki Srebrenitsa'da 1995 yılının temmuz ayında Sırp askerlerce gerçekleştirilen soykırımda hayatını kaybeden 8 binden fazla masum kurbandan yalnızca biri. Öldürüldüğünde sadece 16 yaşındaydı.

Yıllar sonra ulaşılan bedeni yarın Potoçari Anıt Mezarlığı'nda defnedilecek.

Soykırımın 26. yıl dönümünde düzenlenecek anma ve cenaze töreninde kardeşini toprağa verecek olan Azir Osmanoviç, BalkanNews'e konuştu.

Srebrenitsa yakınlarındaki Lyeskovik köyünde dünyaya gelen Azir, o dönemde üçüncü sınıfa gittiğini ve savaş nedeniyle okullara ara verildiğini anlatarak, ''Ailemle köyümde yaşıyordum. Savaşın ilk yılını köyümde geçirdik. 1995 yılının mart ayı sonunda sözde Sırp Cumhuriyeti Ordusu (VRS) tarafından köyümüzden sürgün edildik. Köyümüz Sırbistan sınırına yakın olduğu için savaş boyunca bombardıman altında kaldık.'' dedi.

Sırbistan'ın Bosna Hersek'e yönelik saldırılarda aktif rol üstlendiğini vurgulayan Azir Osmanoviç, ''Bu saldırılarda ölenlerimiz oldu. Ailemde bu bombalar ile ölenler oldu.'' diye konuştu.

Köyden ayrılmak zorunda kaldıklarında Srebrenitsa merkezine doğru yola koyulduklarını anlatan Azir, ''İlk durağımız Srebrenitsa ile bizim köyümüz arasındaki Pusmoliçi oldu. Orada birkaç gün kaldık. Bir odada dört aile yaşadık. O dönemde Sırp ordusunun saldırıları çok yoğundu. Yaşadığımız yerin yakınında Boşnak ordusu da konuşlanmıştı. Onlar Srebrenitsa'ya yönelik saldırıları durdurmak istiyordu.'' dedi.

O dönemde 14 yaşındaki ağabeyinin kuzenleri ile yemek bulmaya çıktığını anlatan Azir, ''O sıralarda yemek büyük sorundu. Büyük bir insani kriz vardı. Ağabeyim onlarla birlikte uçaklardan atılan yardım paketlerinden yemek arayışına çıktı. Sırplar onları görüp bombalamaya başladı. Teyzemin oğlu orada öldü. Amcamın kızı ağır yaralandı. Onu Srebrenitsa'ya getirdiler, ama orada hayatını kaybetti. Daha çocuktular. Biri 15 diğeri 17 yaşındaydı. Ağabeyim sağ kalmayı başarmıştı, ama sırtında çizik vardı.'' ifadelerini kullandı.

Yaşananların ailesi için büyük bir şok olduğunu söyleyen Azir, ''Sonumuzun geldiğini düşünmüştük. Hiçbir çıkış yolu göremedik. Sırp güçleri Srebrenitsa'ya doğru tekrar yola çıktıklarında bizim de gitmemiz gerekiyordu. Şehre vardık. Kalacak tüm yerler doluydu. Kalacak yerimiz yoktu. Kötü binalarda korkunç şartlarda yaşadık. Bunun bizi hiçbir yere götürmediğini, hiçbir çözümün olmadığını anladığımızda ve Srebrenitsa 'güvenli bölge' ilan edildiğinde bizim güçlerimizin bulunduğu güney yerleşim bölgesine döndük. Böylece o sınır bölgesinde yaşamaya devam ettik.'' dedi.

Oradaki şartların da kötü olduğunu söyleyen Azir, ''Dört çocuk birlikte yaşıyorduk. İki erkek, bir kız kardeşim, annem, babam ve ben. Altı kişi bir odada. Sonra harap bir Sırp evinde bir odayı biz düzenledik ve orada sürgün hayatı yaşadık. Kendi evimizde değildik.'' dedi.

O döneme dair anılarını uzun uzun anlatabileceğini belirten Azir, ''Her gün saldırı altındaydık. Bir kez sözde Sırp ordusunun doğrudan saldırısına uğradık. Yaşadığımız eve girip bize saldırdılar. Sadece bir kadın yaralandı. Oradan kaçmayı başardık. Kuzenim tam zamanında Sırp askerlerin yaşadığımız evden 200 ila 300 metre uzakltaki ahıra geçtiklerini gördüğünden büyük sorun yaşanmadı.'' şeklinde konuştu.

Srebrenitsa'dan bahsederken 11 Temmuz tarihinin her zaman konuşulduğunu belirten Azir, ''Ancak ben ve ailemin Srebrenitsa'ya en korkunç saldırının gerçekleştiği zaman, 6 Temmuz 1995'te evimizden çıkmamız gerekiyordu. Sabah saat 3 ya da 4 arası güçlü patlama ve keskin nişancı atışlarıyla uyandırıldık. Kalktık ve yola çıktık. Yani 6 Temmuz'dan sonra bir daha aynı yerde kalamadık. Dedemle 10 Temmuz'dan sonra sürekli hareket halinde olduk. 10 Temmuz'da Srebrenitsa'daki benzin istasyonuna geldim. O günlerde ailemi görmüyordum. Kardeşlerim ve annem Srebrenitsa'ya gitmişlerdi. Babam Srebrenitsa'ya saldırıyı durdurmak için diğerleriyle direnç göstermeye gitti. Srebrenitsa'ya vardığımda onları bulamadım. Benzin istasyonuna geldim. Çok kalabalıktı. Kimseyi tanımıyordum. Sonra orada bir kuzenime rastladım. Bana onlarla yakındaki bir binada kalmamı söyledi. Srebrenitsa'da nasıl bir kargaşa olduğunun kanıtı benim ailem. Ailem geceyi binanın önünde geçirmişti. Ben ise binanın üçüncü katında. Aynı anda orada olduğumuzu bilmiyorduk. Bir gün sonra, 11 Temmuz'da babam amcasına rastladı. Amcam babama onların yanında olduğumu söyledi. Sonra babam geldi ve beni dışarı çağırdı. O zaman onları gördüm. Aralarında ağabeyim de vardı ve orada son kez görüştük.'' diye anlattı.

Ağabeyi ve babasının orman yolundan gittiğini söyleyen Azir, ''Kız kardeşim, diğer erkek kardeşim, annem ve ben, dedem ve ninemle Potoçari yolunu tuttuk. Ağabeyim babamla orman yolundan gitmişti. Kamenicko tepesindeki o en büyük pusunun kurulduğu bölgede ayrılmışlar. Orada çok sayıda insan ayrıldı. Kimse kimseyi tanımıyordu. Babam onu, o da babamı bulmaya çalışmış, ancak başaramadılar. Ondan sonra ağabeyim liseden arkadaş grubuyla oradan ayrılmış. Şuşnari'nin yakınlarına geri dönmüşler. O bölgedeki Polyanitsa'da mayına basarak o ve iki çocuk daha hayatını kaybetti. Sadece 16 yaşındaydı.'' dedi.

Babası ile birlikte 2003 yılında beri kardeşini ve diğer çocukları aradığını söyleyen Azir, ''O bölgeye gittiğimizde kemikleri gördük. Tuzla'daki kimlik tespit merkezine gittim ve kemiklerin bulunduğu haberini verdim. Orası mayın tarlası olduğu için daha fazla bekledik. Kemikler o bölgeden alındı. Biz o kemiklerin ağabeyime ait olup olmadığını görmek için haberleri bekledik, ancak hiçbir bilgi alamadık. O zamanlar diğer insanlar da bulunmuş, kimlikleri tespit edilmişti. Kısa bir süre önce o çocuklardan birinin annesi geldi. 'Kaç kemiğin bulunduğunu söyleyebilir misin?' dedim. Çocuğunu 2009'da sadece iki kemiğiyle toprağa verdiğini söyledi.'' diye konuştu.

2018 yılında aynı bölgede bir kafatası bulunduğu bilgisini aldığını aktaran Azir, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sonra bir gün polisin orada olduğu duyumu geldi. 2018 yılının ağustos ayı başlarıydı. Oraya gidip kafatasını gördüm. Bu yıl 7 Nisan'da beni kimlik tespit merkezinden arayıp kafatasının ağabeyime ait olduğunu söylediler. Ben de Fatiha okuyabileceğim bir yer olsun diye onu bu sene toprağa vermeye karar verdim. Çünkü bunca sene sonra artık ona ait başka bir şey bulunacağını düşünmüyorum. Çenesiz bir kafatası. Orada bulunan tek şey bu.'' ifadelerini kullandı.

Balkan News

Yorumlar (0)