Nefsini kurban et
Yakınlaşmak manasına gelen Kurban Bayramı Allah’a adanmakla, neden var olduğumuzu hatırlamakla ilişkilidir.
Kuran-ı Kerim, kurban âdetinin Hz. Adem'in çocukları ile başladığını haber vermektedir. Hani Hz. Adem'in iki oğlu birer kurban adamışlardı da, birisinden kabul edilmiş, diğerinden edilmemişti. Bunun üzerine kardeşi seni öldüreceğim demişti. Diğeri de, Allah ancak takva sahibi olanlardan kabul eder diye karşılık vermişti.
Kuranda geçen tüm hikayelerin arkasında düşünüp öğüt alalım diye bir ibret vardır.
Bu hikayeden, Allaha kurban adamanın aslında kendimizi Allah’a adamakla ilişkili olduğunu, bu adanma döneminin, nefsi özveri bilincini kuşanmamız için bir vesile olarak bize sunulduğunu anlıyoruz. Bu dönemler insana varoluş gayesini hatırlatıp nefis muhasebesi yapması için bir vesiledir. Maddi ve manevi musibetlerle debelenen İslam dünyası bu muhasebeye ve hedeflerini tazelemeye her zamankinden daha çok muhtaç durumdadır.
Belirli günlerde hayvanların kurban edilmesinin ve insanoğlunun bunu hangi amaçla yapacağının tam olarak anlaşılması için Kuran’da detaylı açıklamalar geçmektedir. “Elbette onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşmaz. O'na ancak sizin takvanız ulaşır. Böylece onları sizin emrinize verdik ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz.” /(Hac 37.)
Allah’ın bize sunduklarının farkında olup şükretmek, bize verileni paylaşmak, Allah’ı hatırlamak ve yüceltmek aslında bu ibadetlerin bizi içe dönük arınmaya yönlendiren ibadetler olarak anlaşılması gerektiğine işaret ediyor. Bu içe dönüklük dünyevi meşgalelerden
uzaklaşmayı; öksüze-yetime, yoksula, mazluma yakınlaşmayı, yargılarımızı bir kenara bırakıp dayanışma içinde bir olmayı, Allah’a yakınlaşmayı gerektirir.
Nefsine, yani iç âlemine nizam veren kişi, tüm âleme nizam verme kabiliyetine bir adım daha yaklaşır.
Bu farkındalıklar kazanılmazsa insan hangi temeller üzerinde yaşadığını ve bu fani dünyaya gelme amacını zamanla unutmaya başlar, dinin özü ve mesajların özü bozulmaya yüz tutar. Farkındalığını yitiren toplum ise yozlaşmaya başlar. Yozlaşan toplum Allah’tan koptukça kendi nefsine ve çevresindekilere zulmederek yaşam sürer. Bunu engellemek her bireyin kendi içine odaklanmasıyla mümkündür.
Kuran’ın temel mesajı ve insanın varoluş gayesi Allah’a teslim olarak var olmaktır. Müslüman/Müslim kelimesi teslim olan demektir. Teslim olmanın ne demek olduğunu idrak edemeyen, fani dünyanın geçici hevesleriyle meşgul yaşayarak özünden kopmaya devam eder. Geçici heveslerin tümü son bulduğu için gerçekleştirilen dünyevi her amacın sonunda hüzün gelir, çünkü dünyadaki her şeyin anlamını yitireceği sebebiyle ya sen onu terk edeceksin, ya o seni. Bu durum da özünden kopan insanda kaygıya yol açmaktadır. Kaygıdan kurtulmanın tek kesin yolu ise Allah rızası için çalışmak-yaşamaktır. Allah rızası için çalışmak hem çoğu insanın endişe duyduğu şeyler karşısında endişe duymamayı, hem de sonraki hayatın mutluluğunu sağlamaktadır.
Bu bakımdan her bireyin iç bütünlüğünü koruması, kendisine zaman ayırıp bu hususta kafa yorması önemlidir. İç bütünlüğe sahip olmak, toplumsal birlik ve bütünlüğün de güçlenmesini sağlayacaktır. İslam dünyasının özünden kopmaması her birimizin sorumluluğu olup, kurtuluşumuz, bize özümüzü hatırlatan alışkanlıkları hayata geçirmekle mümkündür.
Kuran’ın birçok yerinde Allah, ‘tek dostunuz benim, yalnız bana güvenip dayanın’ der. Dost dostu için nasıl her şeyi feda etmeye hazırsa, Hz. İbrahim’in Allah için oğlunu kurban etmeye razı olduğu gibi, bizler de tek gerçek dostumuz Allah için nefsimizi kurban etmemiz dileğiyle…
İslam âleminin Kurban Bayramı mübarek olsun.