05.07.2021, 10:00

Unutulan soykırım tekrarlanır

Tarihin en büyük trajedilerinden biri olarak kabul edilen, 8 binden fazla Boşnak sivilin acımasızca katledildiği Srebrenitsa soykırımının 26. yıl dönümü.

Srebrenitsa soykırımı, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından büyük önem taşımaktadır.

1995’te 11 Temmuz’da başlayarak bir hafta devam eden Srebrenitsa katliamında Sırp birlikleri İslam eserlerini tahrip etmiş, kadınlara tecavüz etmiş, bebek ve kadınlar dahil olmak üzere yüzlerce insanı diri diri mezarlara gömmüş, binlerce insanı evlerinden sürmüş, her çeşit vahşeti sergilemişlerdi.

Katliam sonrası toplu mezarlarda bedenlerine ulaşılan kurbanların kimlik tespitleri hala devam etmekte ve her yıl 11 Temmuz'da Potoçari Anıt Mezarlığı'nda düzenlenen törenle toprağa verilmektedir.

Srebrenitsa’yı ziyaret edenlerin bildiği üzere, yaşananlar sanki bu sabah gerçekleşmiş gibi şehrin havasındaki keder kokusu ve ayak basılan her yerin mezarlıktan ibaret oluşu insanı hayrete düşürmektedir. Katliamda kurulan pusulardan kurtulmak isteyenlerin gittiği ve halk arasında ‘ölüm yolu’ olarak anılan ormanlık alanda Boşnakların tanık olduğu vahşetler zihinlerde hala tazeymiş gibi aktarılmaktadır.

Dört bir yanı akan kan ve gözyaşından bitap düşmüş annelerin gözleri önünde çocuklarının katledilmesini sindirmek zorunda olmaları içimizi yakarak insana hayatı sorgulatmakta. Öte yandan ellerinden masum insan kanı damlarken pişkin pişkin sırıtan canilerin akşama nasıl çıktıkları ve sabaha nasıl uyandıkları hala akıllarda merak uyandırmakta. Yaşatılan derin acılar üzerinden sergilenen duyarsızlıkların kaynağının ise kalbi mühürlenmiş canilerin zihniyetiyle bir paralellik gösterdiği aşikâr.

İnsanların derin yaralarıyla ilgili fütursuzca dile getirilenler kurban ailelerini kışkırtmakta ancak yargı sağlanması için ekip çalışmasıyla yıllardır elçilikler önünde verdikleri mücadele toplu adalet anlayışını sağlamlaştırmaktadır. Izdırap çeken annelerinin iç huzurlarının bozulması ortak ruhla çabalamalarıyla adaletin yerini bulması için vesile olmuş, zulümleri göz ardı edilebilecek trajediler olarak empoze edenlerin önünü kesmiştir.

Müslüman izlerinin Avrupa tarihinden silinmeye çalışıldığının en büyük göstergelerinden biri olan Bosna Hersek Müslümanlarına karşı işlenmiş bu soykırımın, Sırp milliyetçileri tarafından inkârının bugün dahi sürmekte olduğunu görüyoruz.

Tevazuyu tanımayan zihniyetlerin soykırım inkârında ısrar etmesi manidardır çünkü inkâr başlı başına soykırımı bilinçsizce? tasdik etmek demektir.

Soykırım evreleri Soykırım Gözlem Örgütü Başkanı Gregory Stanton tarafından tanımlanmış olup 8 aşaması bulunmaktadır; sınıflandırma (insanlar ‘bizler ve onlar’ diye bölünür), simgeleme (nefretle birleştiği zaman dışlanan grubun üyelerine simgeler dayatılır), dehümanizasyon (bir grubun üyeleri diğer grubun insanlığını inkâr eder, grubun üyeleri hayvanlar, parazitler, böcekler ya da hastalıklarla özdeşleştirilir), örgütlenme (soykırım her zaman örgütlüdür, özel ordu birlikleri ya da milisler genellikle eğitilir ve silahlandırılır), kutuplaşma (nefret grupları kutuplaştırıcı propaganda yayınlar), hazırlık (kurbanlar etnik ya da dinsel kimlikleri nedeniyle belirlenip ortaya çıkarılırlar), imha (kurbanlarının insan olduğuna inanmazlar ve imha edilmelilerdir), inkâr.

İnkâr, soykırımın son aşamasıdır ve failler herhangi bir suç işlediklerini inkâr ederler.

Karadağ’ın Adalet ve İnsan ile Azınlık Hakları Bakanı Vladimir Leposaviç'in soykırımı inkâr etmesi üzerine görevden alındığını görmüştük.

Bunun üzerine Karadağ’da Srebrenitsa soykırımını inkâr etmenin suç teşkil ettiği vurgulanarak soykırımın inkârını yasaklayan bir kanunun kabulü için girişim başlatılmıştı.

Aynı şekilde Republika sırpska eski cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in Srebrenitsa’daki soykırımın "fabrikasyon bir efsane" olduğunu belirtmesiyle bölgedeki nefret söylemlerini yaygınlaştırarak çarpık bir algı oluşturmaya çalışmıştı.

Dodik’in "Katliam, olmayan bir şey. Onlar (Bosnalı Müslümanlar) bir efsaneye sahip değildi, bu yüzden Srebrenitsa çevresine bir tane inşa etmeye karar verdiler." şeklindeki yorumu yaşanılan acıları ve halkın değerlerini ikinci plana iten, anti-demokratik bir tavır sergilemektedir. Belirli bir etnik gruba yönelik siyaset yapacaksa bile önce insan psikolojisini doğru anlayıp sonra realiteyi iyi analiz ederek gerçeklik zemininde en makul açıklamayı yapması gerekir. Mazlum insanlar üzerinden bir tahrik ve provokasyon çıkarmak için kalbi hastalıklı olmak gerekir. Belirli bir Sırp kesimin grupsal hakimiyeti uğruna demokratik standartları esnetmek bir siyaset tarzı olarak görülemez. Milletin değerlerini ve adaleti barışçıl şekilde gözetmek siyasetçinin görevlerindendir.

Siyasi liderlerin bu tip kutuplaşma üreten ve örgütsel provokasyon oluşumuna sebep olan açıklamalar yapmaları 26 yıldır devam eden uzlaşma problemini bitmek bilmez bir döngüye sokmaktadır.

Tarih üzerindeki manipülasyon ve soykırımın inkârı benzer yeni çatışmaları gençlere teşvik ederek bir kaos döngüsü oluşturmaktadır. Özellikle Balkanlar’daki yeni nesil her şeyden önce bu tip manipülasyonlardan korunmalı ve tekrar etmemesi için bunları mümkün kılan söylem ve tutumlara karşı mücadele etmelidir.

Srebrenitsa soykırımı yoruma açık bir tartışma konusu veya bir efsane değil, kanıtlanmış bir gerçektir ve inkâra verilecek en güzel cevap uluslararası mahkemeler aracılığıyla verilen cezadır.

Taze yaralar üzerinden insanları bölmek için sarf edilen yüksek çabaya karşı acıyla yüzleşip temiz sayfa açmaya çalışmak, bir arada yaşayan farklı etnik grupların işbirliğiyle sosyal düzen için dayanışmayı ayakta tutması da hayati önem arz eder. Bunun gereği bir arada yaşama pratiği geliştirmek isteyenlerle toplu bilince sağduyu ile hareket etme alışkanlığı kazandırılmasıdır.

Bir tarafın diğerinin sırtına basarak ayakta kalmaya çalıştığı değil, farklı etnik kökene-dine mensup toplulukların insani değerlere birlikte sahip çıktığı bir dünya yaratılmalı. Ancak gelecekteki kalıcı barış anlayışının sağlanması adına tarihte yaşananları unutmamak da hakikatin muhafazası bakımından insani hassasiyetlerimizden olmalıdır.

Müslümanlar Avrupa tarihinin bir parçası olarak kalmaya devam edecektir ve bir Müslümanın hissettiği acı hepimizin acısıdır.

Bu sebeple Aliya İzzetbegoviç’in de dediği gibi,

“Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.“

Yorumlar (1)
ömer bülbül 3 yıl önce
"Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.“..
Başka söze gerek yok...